– Üşüyorum –

 

 

 

    Ölmek istiyorum, dekorsuz, poz almadan. Batan bir güneş gibi ihtişamla değil.

                                                                                (Cemil MERİÇ)

 

 

    Hazırlıklarını akşam olmadan tamamlamıştı; deniz gözlüklerini, mayosunu, terliklerini özenle yerleştirmişti çantasına.

    Çok heycanlıydı.

    Bütün güzelliğiyle babasının yanağına bir öpücük kondurdu.

    “Yarın babam beni denize götürecek” diye diye uykusuna daldı.

 

    Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıktılar. Şilenin bir köyüne vardıklarında heyacanı daha da artı küçük kızın. Ayaklarının denizle ilk buluşma anında içinin ürperdiğini hisseti “babasına dönerek; baba bu su çok soğuk üşüyorum” dedi.Baba kızını kucakladı ve beraberce usul usul denize girdiler, kızın bütün üşümesi geçmiş, bütün korkuları bitip gitmişti. Denizin hemen kenarında suyla oynaşıyor “baba bak ben yüzüyorum artık diye gülücükler gönderiyordu tüm dünyaya” küçük kız.

 

    Böyle değildi bu hikaye.

 

    Kızına sımsıkı sarıldı. Öptü öptü kokusunu içine çekti. Dünyanın en güzel kokularını bir araya getirseler bu kadar güzel kokamazdı.

 

    Kahve rengi pırıl pırıl parlayan gözleriyle babasına baktı, “bana her zaman anlatığın o masalı anlatırmısın” dedi küçük kız bütün tatlılığıyla. Sırnaşarak babasının koynuna girdi iyice. Ölümsüz kalmak için kadınların ve çocukların kanını içen bir kralın masalını anlattı uzun uzun babası kızına.

 

    Kollarının arsında uyuya kalan kızının kalp atışlarını duyabiliyordu.

    O kadar sesizdi gece.

   Kızına müptelaydı, eşinden kalan tek hatıraydı. Bir an olsun unutmak istemiyordu eşini. Unuturum korkusuyla bir an ayırmıyordu yanından kızını. Eğer bir sanise bile geçirmese aklından, ihanet edeceğini düşünüyordu karısına. Bir an olsun unutmamak için tek umuduydu kızı. Karım dedi içinden canım karım. Bir iç çekti derinden nakış nakış işlenmiş, bir düğüm oluştu kalbinde. Alev alev intizarı büyütüyordu avuçlarında, nefretle! Ne bir mezar, ne bir mezar taşı sevdiğinden geriye kalan, kızı ve kızının gözlerine baktıkça inzivaya çekilmiş anıları. Alışık olduğu bomba sesleri eflatuni bir gecenin karanlığında şerha şerha yüreğine düşmüş, karısını elimden almıştı o gece. Hesapsızca kaçtılar sonrasında ihtimallerinde boğulmaktansa hayatın.

 

    Sırt çantasına yetecek kadar bir hayatımız vardı. Dövülmeye, sövülmeye, kovulmaya alışkın olan ben her daim hazırdım. Mütemadiyen zihnimde oluşan düşünceler, korkuyla umut arasında bir yerde saklanıyordu. Uzuvlarım gayri ihtiyari titriyor. Kelimelerim yorgun olduğundan sesim çıkmıyordu.

 

    Kızımın elinden tutarak bir bilinmezliğe doğru; bitkin üzgün ve sesiz yürüyorduk.

 

    Ürkek ve bir o kadar mahcup bir halde, biraz da naz haliyle elimi bırakarak: “Baba ben yoruldum”. Dedi

    Duramayız kızım gitmeliyiz bizi bekliyorlar.

    Kucağına al beni.

    Almazmıyım seni kucağıma, sen benim derdimsin ben derdimi çok seviyorum.

 

    Baba bak ay bize gülümsüyor.

   Küçük kız babasının kucağında ellerini havaya kaldırarak: “baba bak ayı yakaladım avuçlarımın içerisinde vereyim mi sana ?”

 

    Dolunay denizde yakamozlar oluşturuyor, bizler bir labirentin içerisinde mechule yürüyoruz. Tereddüt denizin ortasında yakılan bir meşale. İzlerimi takip etmeyin. Bullamazsınız, hiç ayak izim olmadı benim. Gözlerim bir iz bırakıyor; tutulmuş, unutulmuş zamana. Muamma hicranla mahpus. Ilık bir rüzgar dokunuyor çığlıklarıma. Kızımın ağlayışları rüzgara karışıyor, ben rüzgara karışıyorum, ağlıyorum, kızımda ağlıyor.

 

    Baba ben çok üşüyorum.

 

AYDIN TAKUNYA

 

 

 

Yayınlayan

takunya

Ortalama bir hayatın standart müdavimleri idik biz. Şemsiyelerimiz vardı, dostluk üzerine açılmış. Çayımız vardı her daim ocakta, muhabbettin demine göre şekersiz. Kaygılarımız vardı, kuracağımız dünya düzeninin alt yapılarına istinaden. Karanlık gecelerimiz vardı, ay ışığının şereflendirmesiyle aydınlanan.

“– Üşüyorum –” üzerine bir yorum

  1. ”Eksik tarafı kalır insanın en yakınlarından biri yanında olmazsa, yanında kalanlara sarılırken acı ile karışık hüzünlerin içinden mutluluk çıkarmak bazen şapkadan tavşan çıkarmaktan zor olurmuş.” dedi bana bu yazın…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir