Deli direksiyonu

  Vites değiştirmek istedi. Akşam izlediği ralli yarışlarını gözünün önüne getirdi. Motorlarından gelen homurtuları yüreğinde hissetti bir an. Adrenalin denilen salgıyı algılarıyla karşılaştırdı ,elindeki sonuç manidardı. Ralli araçlarının sürtünme katsayısını düşürmek için kullandıkları rüzgarlıklardan edinmeliydi en kısa sürede. Çünkü ne kadar uğraşsada o motor sesini ve sürati yakalayamıyordu.

 

  Mahalle kahvesinin önüne geldiğinde şöyle kafasını o yöne çevirip havalı bir geçiş yapmak istedi. İmrenir miydi acaba herkes ona. Hafifçe hızını düşürdü  direksiyonuna bağlı kornasına dokundu .Kahvehaneden gelen kahkahalar bütün heyecanını kaçırmıştı. Peşine yine mahallenin çocukları takılmıştı. Kesin onun yüzünden gülüyordu boş gezenin kahve insanaları . Kahvehaneye girdi peşine takılan çocuklara sinkaflı bir küfür savurdu.

 

  Direksiyonunu masanın üzerine bıraktı. Kahveciye bir oralet söyledi. Mutluluk herkesin hakkıydı. Paylaşmalıydı  zenginliğini bu acınası insanlarla. Bir delinin de en büyük mutluluğuyda buydu işte akıllı insanlar araçlarını yola bırakırken o yanına alabiliyordu.

 

  Güldü, güldü kahkahalar atarak, oraletini içmeden direksiyonunu eline alıp patinaj çekerek oradan ayrıldı.

Mahmut Sami Biricik

 

Alternatif Düğün

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Allahın emri Peygamberin kavli ile istiyeyim seni

sağ dizimin üstüne çöküp

kuyumcudan seçtiğim

tek taşı uzatayım gözlerinin içine bakarak.

Usulca bir iki kelime dökülsün ağzımdan

dokunaklı mı yoksa naif mi?

Belki de gerek yok romantik olsun daha etkili.

 

Gel evlenelim sevgili seninle,

imam nikahımız kıyılsın,

mehir koyalım gram gram,

devlet nikahımızın cüzdanın üstüne.

 

Tam pansiyon tatil seçelim bir avm den

ulaşım dahil olsun herşeyimize,

tur şirketi karar versin

aşkımızın yatak odasının şekline.
Ben geçen sene aldığım,

üzerinde sağ elini havaya kaldırmış,

kadın resmi olan haşemamı giyeyim.

Hem tebliğ yaparım hem de fazla masraf etmeyelim,

İsraf haramdır…

 

 

Geçim derdi vurmasın bize,

bankalara yatsın maaşlarım,

ek hesaplarım olsun paramın bittiği yerde,

imdadıma yetişen.
Bir şezlongda akşam gün batımını izleyelim,

Önümüzden tur tekneleri geçsin,

tam karşımızdan,

müzikler çalarken içindekiler göbek atsın.

kum, güneş, deniz, hakikat,

kalbimizde derin bir sızı,

bir ayet; çok gerçek, çok korkutucu, çok güzel, çok derin,

ve ölüm çok yakında

aklımın tam orta yerinde.

 

Gece çorbasına gidelim

açık büfeden aldığımız kolayı yudumlarken,

gözlerimiz sussun, kelimeler dile gelsin.

Ben sana muhafazakar cümleler sarfedeyim

duvarda asılı televizyonda kutlu doğum haftası kutlansın.

 

 

Şiir okurum belki ilerde evimizde sana İsmet abiden,

evimizin en yüksek yerinden bulduğum,

eski bir derginin katlanmış yapraklarından.

Haftada bir günde sohbete giderim,

üzerine bir saate çay içeriz dostlarla,

memleketi kurtaran konuşmalar yaparız,

belkide yapmayız,

ne de olsa artık muhafazakar dostlar iktidar.

 

 

İktidar dedim de aklıma geldi,

yeşil gözlü bir çoçuğumuz olsun Allah hayırlısını verirse,

yazları kuran kursuna göndeririz,

okulda da bir abi ayarlarız,

nede olsa arkadaşlıklar önemli,

gün gelir devran döner,

devlette sağlam dostları olur arkasını dayadığı.

 

Cevap vermedin sevdiceğim,

anladım senin kafan karışık,

bu aralar memlekette karışık,

neyse bitanem sen düşün bana mesajla cevabını iletirsin.

 

MAHMUT SAMİ BİRİCİK 

Şubat Ayında İrticai Faaliyet Başkadır

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gözlerimi kapattım tanklar dolaşıyordu Sincan da

Bir battaniye altına sığamadı huzursuz gövdem

Alerjik reaksiyona girmeme az kaldı

Genelde böyle olur biraz ateş ,

soğuk terler ,ardından kaşıntılar.

Öncü depremler gibi vücudumu silkeleyen titremeler .

Battaniye böyle anlarda bir kirpi gibidir

Yavaş yavaş ve korkak batar .

Baş ucumdan bir bardak su aldım .

Camı hafif araladım .

Aylardan şubat günlerden salıydı ve kar yağıyordu .

Akşam bir bahanemden ötürü yetişemediğim sohbet aklıma geldi.

Ne anlatmıştı acaba anlatıcı ?

Göz kapaklarım kirpiklerimin ağırlıklarına tahammül edemiyor gibiydi.

Aralık camdan bir kaç damla kar düştü içeriye .

Küçük bir çocuk gibi ağzımı uzattım aralık camdan

Kısmet işte düşen olmadı .

Dedim ya günlerden salı belki de ondandı .

Belki de içinde bulunduğumuz aydandı .

Yirmi sekiz çekiyor bütün şubat’ larım kaldı yedi gün .

Öyle uyu deyince olmuyor .

Her isteyince de  kar tanesi düşmüyor.

 

Bin yıl sürecek diyen adamlar nerdeler acaba şuan …………….

Artık uyumalıyım ,

Belki de bir cam kapanır bir devir yıkılır.

 

Mahmut  Sami BİRİCİK

Atasözleri ve Deneyimler Ansiklopedisi

 

 

Bir tebessüm ettim koşarken esnafa ……

 

Hırsızdım arsızdım koşarken de uğursuzluğumu sırtıma almak zorunda kalıyordum .

İyi bir hırsız ,maraton koşucularına fark atacak potansiyelde olmalıdır ,kimi zamanlarda . Çalmayı biliyorsan iyi koşmayı da öğrenmelisindir.

Gerçi seneler geçtikçe, insan çalacak bir şeyler bulmakta zorlanıyor da . Bu bireyselleşme ve modernleşme zırvaları bizi de vurdu anlayacağınız.

 

Tövbe etsem diye düşünüp her gece, sigaramın izmaritine basarken neon lambalarının aydınlattığı parkeli kaldırımlarda ,gözlerim istemsiz takılıyor dükkanların kepenk kilitlerine.

 

İyi bir adam olmak için okumak lazım aslında der bütün toplum çok bilmişleri .Fakat böyle giderse, askerlikten yırtmak için mastır yapıp ,bir üniversitede akademisyen olmam an meselesi.

Modernleşmeden bahsederken dünya aslında , makul bir hamle sayılabilir , akademisyen olmak .Okula gelen gençlerin hayallerini ve notlarını çalarak ruhumu tatmin edebilirdim belki de..

 

Dedim ya atletik bir vücut sahibi adam olmak lazım . Belki de demedim . Koştuğumdan sekiyor belki de düşüncelerim , kafatasımın içinde oradan oraya .

Bazı koşar kaçışlarımda böyle oluyor .. Düşündüklerime tam olarak yön veremiyor gibi hissediyorum kendimi .

Mesleğe yeni girdiğim yıllarda , heyecandan çok fazla düşünce yoğunluğu yaşardım . İnanılmaz şiir dizeleri süzülürdü , aklımın köşelerinden dudaklarıma . Belki de Türk aklına ita fen  söylenen sözler doğruydu .

Bir de atalarımla ters düşerek ,vatan haini ,devlet düşmanı , olmak istemem o yüzden de dile getirememiş olabilirim .

Aslında elini tutarak gözlerine süzülebildiğim bir sevgilimin olmamasından kaynaklı olabilir.  Genelde köhne bir otel odasında , dilini bilmediğim beden ticaretine soyunmuş, gece kadınlarına okudum kaçış şiirlerimi.

Müzik evrensel de dizeler yöresel mi .Bilemedim hiç bir zaman . Çünkü genelde arkası dönük olurdu omurilik soğanını okşadığım kadınlar.

 

Tempolu koşuya geçtim olay mahallinde epeyce uzaklaşarak .Bir müddet daha ilerleyip sahildeki banka usulca oturdum . İstanbul bu yüzden güzeldi .Sırtında uğursuzluğunu getirmiş bir arsıza dahi sorgusuz kucak açıyordu. Dudaklarımdan bir iki  dize döküldü .

Koynumda deniz kokusu eşliğinde . Bir  vapurunun güverte ışıklarına daldı gözlerim .Olabildiğince fısıldadım , sevdiceğim den gayrı kimse duymasın , saklı kelimelerimi diye.

 

Bir gün yakalanabilirim .Akademisyen olamayabilirim . Gözlerim kepenk kilitlerine değil belki de bir çift zeytin gözlere takılır.

Belki de göbek bırakırım .

 

Bir kaç kedi yavrusu miyavlarken denizin doldurulduğu devasa kayaların içinden, ürperme geldi kaçmaktan yorulmuş tedirgin yüreğime .

Durma zamanının geldiğinin işaretiydi sanki , bu küçük kedilerin açlıktan titreyen sesleriyle miyavlamaları.

Dedim ya çok koştum gene düşüncelerim sekiyor oradan oraya …..

[ Tedariksiz abdeste giden domala domala taş arar  ]

– Atasözleri ve deneyimler ansiklopedisi  – 2013 – İstanbul

Mahmut Sami BİRİCİK

Dikiz Aynasına Yansıyan Bayram Sabahı

Kendimi ararken trafik ışıklarında bir aracın şoför koltuğunda düşündüklerim……

Dikiz aynasından yansıyan far ışıklarının gözümü aldığı dakikalarda bir an gözlerim dalmıştı…

Tuvaletin aynasına sıçrayan su damlalarından kalan boşlukta, saçlarımı tararken bir anda arkamda beliren insanımsı yaratık kafasını sallayarak eski bir şarkının nakaratını söyledi ve kayboldu…

 

Korkmuştum. Musluğu açıp bir müddet suyun akma sesini dinledikten sonra,  yüzüme buz gibi suyu çarptım,  ellerimi lavaboya yaslayıp kirpiklerimde kalan suyu sol elimin tersiyle sildim . Havlu makinesine kirpiklerimi sildiğim elimin avuç içini göstererek bir hareket yaptım . Yaklaşık 15 cm boyunda bir kağıtla bana anladığını belirten bir cevap verdi .Kağıtla yüzümün ıslak yerlerini sildim .Elimdeki kağıt tamamen ıslanmıştı .Bir miktar daha kağıt havlu isteğimi belirtmek için kibarca havlu makinesine avuç içimle bir hareket daha yaptım . Anladım ki kibarlık bir havlu makinesinin anlayabileceği cinsten bir eylem değildi .Bir iki yumruk atmak suretiyle ihtiyacım olan havluyu makineden aldıktan sonra biraz daha rahatlamış vaziyette ihtiyaç giderme mahallinden ayrıldım .

Arnavut kaldırımlarda, cumartesi gecesinden kalmış kusmukları koklayan kedileri kovalayan belediyenin, kısırlaştırıp sokağa saldığı küpeli köpeklerden , korkarak tedirgin tedirgin yürürken, üç katlı köhne bir evin camından dışarıya sızan bir melodinin eşliğinde, sana gelen adımlar savurdum kendimden emin, bir o kadarda fütursuzca…

İstasyon artık çok yakındı ve ortalık karanlıktı. Lakin sabah olmaması için hiç bir neden yoktu ve nitekim de olacaktı .Rayların döşendiği yoldan aşağıya sıçrayan çakıl taşlarından, kendime göre en çelimsiz ve zayıf olanına doğru koşar adımlar atarak ,bir futbolcu nidasıyla bir tekme attım.Takırtılar eşliğinde yeni mekanına doğru yol alan taşın arkasından bakıp havaya zıpladım .Yarısı patlamış tavan aydınlatmaları garı kaplayan rutubet kokusuyla birleşip rüzgar eşliğinde bütün kasveti yüzüme vurup yalnızlığımı kamçıladılar.

Mutlu insanlar  tren garında ne arardı ki  .Tren garının müdavimleri de garip yüz mimikleriyle taçlandırdıkları muhabbetlerinin içinden geçen bu zayıf çelimsiz bünyeye,  kafalarını sallayarak tepki verdiler.Gar insanları umutsuz bir o kadarda mahmurlardı ve anlayış sızlardı. Misafir denemeyecek kadar az kalacaktım. Sadece zaman içerisinde yer değiştirme işlemlerimi hasıl ederken kullanmam gereken bir kamu binasıydı en nihayetinde yatıya kalmayacaktım . Yaşlı lokomotife sıkı sıkıya tutunmuş yeni vagonlardan birinde cam kenarında pişmaniye yiyerek yolculuk eden bir çocuk edasıyla gidiş yönünün ters istikametinde bir koltuk buldum ve hunharca oturdum. Bir düdük sesiyle bütün yalnızlığıma el sallayıp açık camdan yüzüme vuran sabah havasından kocaman bir nefes içime çektim .  Bayram sabahını kalktığında yastığının yanında ki yeni ayakkabılarını gören çocuğun yüreği kadar mutluluk doldu içim tüm korkularını unutup.

Acıklı bir fren sesi ayırdı beni bayram sabahımdan gürültülü kornalar eşliğinde . Daldığım rüya yeşil ışığın yanmasıyla son bulmuştu. Ömür denilen zaman zarfı da trafik ışıklarına benziyordu aslında .Bize tanınan ışığın süresi esnasında geçebilirdik bu dünya denen toprak parçasının üzerinden ta ki kırmızı ışık yanana dek.

 

                              MAHMUT SAMİ BİRİCİK

Karışık İşler

  

    Yeni bir güne merhaba demeye hazırlanan şehrin, yeraltında son metroyu beklerken… Montumun fermuarını çekince, boğazıma doluyor sevdiceğimin kokusu genizlerime kadar.İliklere işleyen soğuğa ev sahipliği yapan rutubetli istasyonda, yalnızlığımı paylaşan bekleme koltuklarına bırakıyorum bünyemi.Trenin sesi duyulunca tünelin karanlık ucunda irkilerek kalkıyorum. İçimde ihanet pişmanlığıyla ahşap koltuklardan.

   Vuruyor dehşetengiz bir hışımla gelen vagonların rüzgarı tokat misali yüzüme.Yanaklarım kıpkırmızı, utanarak biniyorum peşisıra gelen vagonların en tenha olanını seçip, kafamı önüme eğip, çeviriyorum gönül defterimin düz çizgili yapraklarını… Birkaç hamlede ortasını bulup, katlıyorum uçlarını geride kalan günün tarihini şerh düşerek.

MAHMUT SAMİ BİRİCİK