Deli direksiyonu

  Vites değiştirmek istedi. Akşam izlediği ralli yarışlarını gözünün önüne getirdi. Motorlarından gelen homurtuları yüreğinde hissetti bir an. Adrenalin denilen salgıyı algılarıyla karşılaştırdı ,elindeki sonuç manidardı. Ralli araçlarının sürtünme katsayısını düşürmek için kullandıkları rüzgarlıklardan edinmeliydi en kısa sürede. Çünkü ne kadar uğraşsada o motor sesini ve sürati yakalayamıyordu.

 

  Mahalle kahvesinin önüne geldiğinde şöyle kafasını o yöne çevirip havalı bir geçiş yapmak istedi. İmrenir miydi acaba herkes ona. Hafifçe hızını düşürdü  direksiyonuna bağlı kornasına dokundu .Kahvehaneden gelen kahkahalar bütün heyecanını kaçırmıştı. Peşine yine mahallenin çocukları takılmıştı. Kesin onun yüzünden gülüyordu boş gezenin kahve insanaları . Kahvehaneye girdi peşine takılan çocuklara sinkaflı bir küfür savurdu.

 

  Direksiyonunu masanın üzerine bıraktı. Kahveciye bir oralet söyledi. Mutluluk herkesin hakkıydı. Paylaşmalıydı  zenginliğini bu acınası insanlarla. Bir delinin de en büyük mutluluğuyda buydu işte akıllı insanlar araçlarını yola bırakırken o yanına alabiliyordu.

 

  Güldü, güldü kahkahalar atarak, oraletini içmeden direksiyonunu eline alıp patinaj çekerek oradan ayrıldı.

Mahmut Sami Biricik

 

Televizyon Türkçesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gırnata gibiydi aklımın boşlukları ,her delikten farklı bir ritim yükseliyordu.

bir düğün salonunda çok yüksek dozda eğlencedeydi

eller havadaydı
süslü masalarda kocaman şamdanların arasında
bekar masasına gelen bir damat gibi papyonluydu
aklım bu akşam çok başka deryalarda
kiralık sandalcılarla saat ücretinde pazarlıktaydı
Liseden kaçıp okey oynama giden çoçukları
okula telefon edip  yakalattırmaktaydı
karışıktı işte televizyon türkçesiyle kafam bulanıktı….

 

 

bombalı eylemler barındırıyordu şehirler aklımda
alışveriş heyecanları avmlerden halk pazarlarına taşınıyordu
değirmeler döndürürmüydü bu taşımalı sistem bilmem fakat
kesintisiz eğitime katkısı yabana atılamazdı
molotoflar atılıyordu maskeler ardından su sıkacak bir aracımın olmaması ne kadar da kötüydü
Suca itilerek buluştırmak istendiğim halk hareketlerinde
bildiriler dağıtırken aniden göbek atıyordu çingene gönlüm
karışıktı işte televizyon Türkçesiyle kafam bulanıktı ….

 

Mahmut Sami BİRİCİK

Alternatif Düğün

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Allahın emri Peygamberin kavli ile istiyeyim seni

sağ dizimin üstüne çöküp

kuyumcudan seçtiğim

tek taşı uzatayım gözlerinin içine bakarak.

Usulca bir iki kelime dökülsün ağzımdan

dokunaklı mı yoksa naif mi?

Belki de gerek yok romantik olsun daha etkili.

 

Gel evlenelim sevgili seninle,

imam nikahımız kıyılsın,

mehir koyalım gram gram,

devlet nikahımızın cüzdanın üstüne.

 

Tam pansiyon tatil seçelim bir avm den

ulaşım dahil olsun herşeyimize,

tur şirketi karar versin

aşkımızın yatak odasının şekline.
Ben geçen sene aldığım,

üzerinde sağ elini havaya kaldırmış,

kadın resmi olan haşemamı giyeyim.

Hem tebliğ yaparım hem de fazla masraf etmeyelim,

İsraf haramdır…

 

 

Geçim derdi vurmasın bize,

bankalara yatsın maaşlarım,

ek hesaplarım olsun paramın bittiği yerde,

imdadıma yetişen.
Bir şezlongda akşam gün batımını izleyelim,

Önümüzden tur tekneleri geçsin,

tam karşımızdan,

müzikler çalarken içindekiler göbek atsın.

kum, güneş, deniz, hakikat,

kalbimizde derin bir sızı,

bir ayet; çok gerçek, çok korkutucu, çok güzel, çok derin,

ve ölüm çok yakında

aklımın tam orta yerinde.

 

Gece çorbasına gidelim

açık büfeden aldığımız kolayı yudumlarken,

gözlerimiz sussun, kelimeler dile gelsin.

Ben sana muhafazakar cümleler sarfedeyim

duvarda asılı televizyonda kutlu doğum haftası kutlansın.

 

 

Şiir okurum belki ilerde evimizde sana İsmet abiden,

evimizin en yüksek yerinden bulduğum,

eski bir derginin katlanmış yapraklarından.

Haftada bir günde sohbete giderim,

üzerine bir saate çay içeriz dostlarla,

memleketi kurtaran konuşmalar yaparız,

belkide yapmayız,

ne de olsa artık muhafazakar dostlar iktidar.

 

 

İktidar dedim de aklıma geldi,

yeşil gözlü bir çoçuğumuz olsun Allah hayırlısını verirse,

yazları kuran kursuna göndeririz,

okulda da bir abi ayarlarız,

nede olsa arkadaşlıklar önemli,

gün gelir devran döner,

devlette sağlam dostları olur arkasını dayadığı.

 

Cevap vermedin sevdiceğim,

anladım senin kafan karışık,

bu aralar memlekette karışık,

neyse bitanem sen düşün bana mesajla cevabını iletirsin.

 

MAHMUT SAMİ BİRİCİK 

Şubat Ayında İrticai Faaliyet Başkadır

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gözlerimi kapattım tanklar dolaşıyordu Sincan da

Bir battaniye altına sığamadı huzursuz gövdem

Alerjik reaksiyona girmeme az kaldı

Genelde böyle olur biraz ateş ,

soğuk terler ,ardından kaşıntılar.

Öncü depremler gibi vücudumu silkeleyen titremeler .

Battaniye böyle anlarda bir kirpi gibidir

Yavaş yavaş ve korkak batar .

Baş ucumdan bir bardak su aldım .

Camı hafif araladım .

Aylardan şubat günlerden salıydı ve kar yağıyordu .

Akşam bir bahanemden ötürü yetişemediğim sohbet aklıma geldi.

Ne anlatmıştı acaba anlatıcı ?

Göz kapaklarım kirpiklerimin ağırlıklarına tahammül edemiyor gibiydi.

Aralık camdan bir kaç damla kar düştü içeriye .

Küçük bir çocuk gibi ağzımı uzattım aralık camdan

Kısmet işte düşen olmadı .

Dedim ya günlerden salı belki de ondandı .

Belki de içinde bulunduğumuz aydandı .

Yirmi sekiz çekiyor bütün şubat’ larım kaldı yedi gün .

Öyle uyu deyince olmuyor .

Her isteyince de  kar tanesi düşmüyor.

 

Bin yıl sürecek diyen adamlar nerdeler acaba şuan …………….

Artık uyumalıyım ,

Belki de bir cam kapanır bir devir yıkılır.

 

Mahmut  Sami BİRİCİK

Ve Sen Kuş Olur Gidersin – Tarık Tufan

   Yeni bir yazarı okumaya başlamak hep zor gelir bana. Belki de bu güne kadar okuduğum yeni yazarların kitaplarının yetkin olmamasından kaynaklı. Çok uzun süre görüşemediğim ve görüşemiyor olmanın verdiği özlemle Paşam Islak Takunyayla buluştuk. Her zaman olduğu gibi uzun bir kitap sohpetinden ve gündemle alakalı değerlendirmelerden sonra, alışkanlık üzere yaptığı gibi bana bir dizi kitap hazırlamış, al bunları da oku diye verdi. Bir tanesi dışında hepsi tanıdığım yazarlardı. Tanımadığım yazar, şimdi sizlere tanıtacağım Tarık Tufan’ ın “ve sen kuş olur gidersin” kitabı olacak.

 

   Bu zat hakkında çok fazla bilgi sahibi değildim, birkaç defa Tv kanallarında seyretmiş hatta konuşma tarzını da pek beğenmediğimden pas geçmiştim, ta ki kitabını okuyana kadar. Şimdi Tarık Tufanı bir kanalda göremeyi vereyim bakalım ne diyor diye dinlemeye başlarım.

 

   ”Ve Sen Kuş Olur Gidersin”. Kitap bir solukta bitiyor. İlkin kızıyorsunuz, neden bu kadar çabuk bitti, devam etseydi ya diyorsunuz. Yazdığı her cümle bir anlam yüklü, laf kalabalğı yok en çokta bu hoşunuza gidiyor. Bu kadar sürükleyici bir anlatım yakalamış olması ekileyici. Sanırım kendi hayatından da bir şeyler var. Kahramanın o samimi üzüntüsünü sizde yaşıyorsunuz. Bildiğiniz hüzünleniyorsunuz ve çayı en demlisinde koyup “of ulan diyerekten” yakıyorusunuz bir sigara daha.

 

   Son olarak duyguları çok yoğun bir yazar olan Tarık Tufanla tanışmama vesile olan Islak Takunya ya selam gönderiyorum. Bu arada Lola yı çok merak ediyorum nasıl bir kadın olabilirdi diye.

 

   Kitabın son bölümünden bir cüleyle bitirelim; Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez…

 

Entel Takunya

Taksim Gezi Parkında Takunya Sesleri Yankılansın ..Sesimize Kulak Verin

Gençlik ne halde diye soran dedelere, ninelere, babalara ,annelere ,amcalara ve tüm büyüklerimize ….
Komşusu açken tok yatan bizden değildir…..

Muhalefet etmeyi beceremeyen oy verdiklerimizin veya vermediklerimizin veya iktidar olsun diye oy verdiklerimizin beceremedikleri dayanışma örneğini sergileyip bir ağacın gölgesinde buluşan tüm doslarımıza selam olsun . Dünyada yaşadığımız hayatı bir ağaç gölgesinde dinlenemeye benzeten peygamber efendimiz  Hz . Muhammet Sav. Yolunda giden biz inananların ağaçları kesmesi akla ziyan bir durumdur.
Efendim yerine şu yapılacak yerine bu yapılacak her şey halkın sıhhati için seslerini duyuyorum etrafta. Diyelimki bizim için arkadaş bunu neden döverek anlatıyorsun . Neden üzerimize gaz sıkıyorsun . Neden mesela beşiktaş iskelesine giden yolu bir otelin işletmesine verip yola bariyer çekiyorsun … Örnekler çoğaltılabilir…
Milli gelir düzeyi yükseldikçe bizim ülkede yediğimiz sopanın dozajıda o ölçüde artıyor. Biz zamanın da beyazıt camiinde cuma günleri yediğimiz sopalarda hep derdikki bu günler bitecek aydınlık gelecek. Belki bugun bizim dertlerimiz çözülmüş gibi görünebilir ama her düşünceye ve her inanışa eşit mesafede durmadığımız ezilen ve zulum gören insanları gözetmediğimiz müddetçe biz asla bu dünyadan haklarımız ödeyip gitmiş olmayacağız. Bu gun taksimde sopa yiyen bir arkadaş evinde oturup yediği dayağı televizyondan izleyen birine hakkını helal etmezse halimiz ne olacak. Aynı gölgede dinlenmek için bu dünyada olduğumuzu unutmayalım .
Bugun bu ülkede veya dünyanın herhangi bir yerinde biri zulum görüyorsa ve haksızlığa uğruyorsa hesabı bize sorulur . Allah yardımcımız olsun .İktidarı değil doğruyu adaleti savunmaktır müslümanın görevi.Çünkü peygamber efendimiz Sav. dediği hepimize bir ödevdir.
“Dünyanın bir ucundaki bir Müslümanın eline bir iğne batsa sen onu hissetmelisin”

 

                                                                           Mahmut Sami BİRİCİK