Afrikalı bir garip insan. (Ousmane Sembene)

[slideshow_deploy id=’1694′]

 

 

     İster mermi kullansın, ister oy pusulası, insan iyi nişan almalı. Kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı. [Malcolm X]

 

 

    Ousmane Sembene Afrikalı şair, yazar, yönetmen. 1997 yılında İngiliz Kraliyet ailesi özel onur ödülü vermek için ingiltereye davet etmiştir. Afrikalı şaiir ödül töreninde kendi dilinde bir konuşma yapar;

 

Sayın baylar ve bayanlar.

Konuşmama İngiliz dilinde devam etmeyeceğim için hepinizden özür dilerim.

Sizin topraklarınızdayım ve sizin sahibi olduğunuz sistem içinde sizin tarafınızdan payelendiriliyorum.

Ancak asıl konuşmam kendi öz dilimde olacaktır.

Merak edenler, konuşmamın İngiliz diline tercümesini koltuklarında bulabilirler.

İngilizler geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı.

Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.

Gözümüzü açtığımızda ise;

Bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.

İngilizlerin dinini, dilini öğrendik.

Uzak dünyadan gelen yeni dil ve din bizi hep çalışmak zorunda kalan itaatkâr köleler yaptı. Özgürlük için her karşı geldiğimizde, bizi birbirimizle savaşmak için ikna ettiler ve silah verdiler.

İngilizler gelmeden önce topraklarımızda sadece kavga vardı.

İngilizlerin kutsal dini bizim kavgacılığımızı kullandı; evlatlarımızı savaşçı yaptı.

Hem de sadece kendi kardeşleriyle savaşan, dünyayı İngiliz dilinden ve İncil’den ibaret sanan vahşi savaşçılar.

Hastalıklar yaydılar. Ne olduğunu bilmediğimiz içeceklerle bizleri hasta ve zayıf yaptılar. Atalarımızı zincirleyerek büyük şehirlerine köle olarak götürdüler.

O büyük binaları, caddeleri, tünelleri ve kiliseleri insan etinin üzerine inşa ettiler.

Kendilerini temizlemek için sanatçılarına fikir adamlarına; sadece kendilerini kapsayan insan tariflerini yaptırdılar. Her çeşit yiyeceklerin büyüdüğü topraklarımıza ilaçlar döktüler. Toprağın altındaki yanıcı siyah cehennem kanı için bizleri öldürdüler.

Büyük acılar ve ölümcül işkenceler ördüler.

Her gelen gemiden; kıyılarımıza hep ikiye bölünmüş tekneler yanaştı.

İlk gelenler zulüm ettiler, arkasından gelen arkadaşları zulmü durdurma vaadiyle bizleri ele geçirdiler. Bugün gelenlerde aynı sistemle hala işgale devam etmekteler.

Yeni ilaçları, biyolojik silahları

ve hastalıkları deneyen gönüllü doktorlarınızı istemiyoruz.

Emperyalist sisteminizde geri dönüşüm ekonomisiyle aslında sömürü olan

yiyecek yardımlarınızı kabul etmiyoruz.

Birbirimizi anlamamızı zorlaştıran,

şarkılarımızı ve masallarımızı unutturan fakir dilinizi red ediyoruz.

Çağdaş dünya daveti içindeki,

bizi zorla şekillendiren yüzeysel sanat kuramlarınıza karşı çıkıyoruz.

Özgürlüğümüzü ilan ediyor,

Afrikalı insanlar olarak doğduğumuzu ve Afrikalı ölmek için de

Bütün Avrupa’yı topraklarımızdan kovuyoruz.

Birbirimizi öldürelim diye bize öğrettiğiniz ırkçılığı,

Felsefe adına önümüze sürdüğünüz batının sığ kafalı laflarını,

Hukuk adına yaptığınız bütün şövenistliklerinizi

Ve sanat diye dayattığınız bütün estetik öğretilerinizi

Afrika topraklarından silene kadar

Afrika sizinle savaşacaktır.

Siz kabul etmesiniz de bir Afrikalı en az dünyanın herhangi bir yerindeki bir batılı kadar onurludur.

İnsan onurlu doğar.

Ve hiçbir insanın kraliçelerin vereceği onura ihtiyacı yoktur.

 

 

Ayadın Takunya

Sinir Olduklarım – 4

 

4- Camide koşturan çocuklara (ki zaten az) bağıran bey amcalara sinir oluyorum.

 

       “Hala var mı böyle durumlar” diye soruyor olabilirsiniz. Daha geçenlerde şahit olmuşluğum var. Camide koşturan bir kaç çocuğu bastonuyla kovalayan bir bey amca görünce bastonunu zor aldım elinden. İçimden geçen duygu bastonu bey amcanın kafasına geçirmekti lakin vicdanım el vermedi yaşlıdır diyerek yapma bey amca bunlar bizim geleceğimiz dedimsem de pek dinletemedim neredeyse bende sopayı kafama yiyecektim. Bu bey amcaların kıldıkları namazları emekliliklerinden sonrasına denk geldiği için camide çocukları görmeye pek tahammül edemiyorlar. Yada evden torunlarının gürültüsünden kaçıp camiye gelmiş olsa gerek ki burada da çocuk seslerini duyunca irkiliyorlar.

 

 

Aydın Takunya

Sinir Olduklarım – 3

3- Cami önünde namaz öncesi siyaset konuşan yaşlı bey amcalara sinir oluyorum.

 

     Altmış yaşına kadar ne yaptığı belli olmayan, bu yaşına kadar anlı secde görmemiş, yığdığı malların nasıl kazandığının hesabını veremeyen, kazandığı bu dünyalıkla hacca gidip tam bir arınma sağladığını sanan bey amcalardan bahsediyorum. Bu yaşına kadar ömrün siyasetle geçmiş, iş yerinde siyaset yapıp mevki makam sahibi olmuşsun, akrabalarına, arkadaşlarına siyasetten yaklaşmışsın. Çıkarın olmayan hiç bir kimseyle dost olamamışsın. Bari bu siyasetini altmışından sonra camiye sokma. Sen altmışından sonra her şeyi çok bildiğini zannedersin hemde bu yaştan sonra din adına ahkam kesersin. İmamı beğenmesin, cemaati beğenmesin, doğru olan her şeye muhalifisin. Ömrünün son deminde ölüm korkusunun ağır basmasıyla camiye atmışsın kendini onu da doğru düzgün yap be bey amcacığım.

 

Aydın Takunya

Sinir Olduklarım – 2

 

2-Namazı kıldırdıktan sonra herkes bir an önce çıksın diye gözünün içine bakan imam ve müezzinlere sinir oluyorum.

 

     İmamlığı hakkıyla yapanları, yaptığının bilincinde olanları tenzih ederek yazıyorum. Zatı muhterem ek iş yapıyor sanki. İnsanlara nasihat etmekten, insanların sıkıntılarını çözmekten başka ne işin olabilir ki senin, namazı kıldırdıktan sonra erkenden kaçıyorsun. Bekle herkes çıksın, bir sorusu olan vardır, derdi olan vardır, bir dinle çözüm bulamasan dahi yol göster. Ama yok bir yerde ya bir mevlit var oraya yetişecek yada zengin biri öldü ona Kur’an okumaya gidecek bunların karşılığında dünyalık bir menfaat elde edip etmedikleri kendi boyunlarına.

 

              Aydın Takunya

 

– Bir Ramazan Masalı –

[slideshow_deploy id=’1590′]

 

   Allahın sözünden ve gösterdiği yoldan daha doğru bir yol olmadığını bilerek, mutlak otorite sahibi olan Rabbimize; mümkün olanın en mümkünüyle, bağışlanma dileyerek, geçip giden ramazanların en hayırlısını geçirdiğimizi umut ederek, bizleri bayram sabahına ulaştıran Allaha şükrediyoruz. Bizler biliyoruz ki (bir’e) kul olmayan (bin’e) kul olur; Allah’a kullukta insan yücelir ve hürleşir, kula kullukta ise esaret ve küçülme vardır.

 

   Küfrü, şirki ve tağutu hakim kılmaya çalışan yeni dünya düzeni, bu senede inananların yakasını bırakmadı. Kendilerinden bekleneni yapmak konusunda bizleri şaşırtmayıp, her sene olduğu gibi bu sende küfürlerine, yalanlarına devam ettiler. Din adına bizlere sunulanlar, tv kanallarında hoca efendiler, saatlerce konuştular konuştukça uyutmaya devam ettiler. Reklamlarımız vardı ardı arkası kesilmeyen, bankalar faizi ramazana katık ettiler, çok uluslu şirketlerin markaları orucumuzu kutladılar. Ürünlerini satın alma koşulunda!

 

   Akşam namazından sonra teraviye gitmek ağır geldi nefislerimize, uhreviyetle yoğrulmuş porgramlar izledik çocuklarımızla; eşlerimiz bildi biz bilmedik, feleği çarklandırdık gece yarılarına kadar. Ramazanın sonunda tuttuğumuz oruçlarla bağışlanma diledik. Bunlar ve dahi niceleri ola gelirken dünyada ki mazlum milletleri pas geçtik, yaradanın bizi pas geçme ihtimalini unutarak.

 

   Yazıyı daha fazla uzatmanın anlamsızlığını bilerek, en doğrusunu Allah ve Resulü bilir diyerek, geçip giden ramazanı özetleyen bir kaç Ayetle son noktayı koyuyuyoruz.

 

   Onlar sağır dilsiz ve kördürler.(Bakara 18)

 

   Benim ayetlerimi az bir beddelle (dünyalık karşılığı) satmayın ve ancak (benim emrime uygun yaşayın) ve yalnız (benim azabımdan) korkun!(Bakara 41)

 

   Siz kendinizi unutupta diğer insanlara iylik yapmalarını mı emrediyorzunuz? (Bakara 44)

 

   Ey iman edenler! Allahın emirlerine uygun yaşayın / aykırı davranmaktan sakının. Eğer gerçek müminler iseniz artık kalan faizi bırakın almayın. (Bakara 278)

 

 

Takunya Sesleri

– DUA –

[slideshow_deploy id=’1563′]

 

Allah’ım!

Senin iznin ve yardımınla sabaha eriyor akşamaları buluyoruz. Yine senin izninle yaşıyor ve ölüyoruz. Biliyoruz ki dünya telaşımızın sonununda dönüş sanadır.

 

Allah’ım!

Öfkenden rızana; cezandan affına sığnıyoruz. Öfkene sebep olan her şeyden sana sığınıyoruz. Senden yine sana sığınıyoruz. Dünyada ki hiçbir kelime hiçbir cümle seni övmeye yetemez biliyoruz. Yarabi! Sen kendini nasıl övdüysen öylesin.

 

Allah’ım!

Kederden ve üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan fakirlikten, yokluktan sana sığınırız. Yarabi! Zilletten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan da sana sığnırız.

 

Allah’ım!

Sapkınlığa düşmekten veya başkalarını sapkınlığa düşürmekten, hataya düşmekten veya başkalarını hataya düşürmekten, cahillik etmekten veya cahillikle karşılaşmatan sana sığınırız.

 

Allah’ım!

Cehenneme götüren fitneden, cehenemin azabından, zenginliğin ve fakirliğin şerrinden sana sığınırız. Yarabi! Bizler senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyoruz.

 

Allah’ım!

Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, kabul olmayan duadan, doymayan nefisten sana sığınıyoruz. Ey kalpleri halden hale çeviren Allah’ım, kalbimizi dinin üzerine sabit kıl.

 

Allah’ım!

Bizleri iylik işledikleri zaman sevinen ve kötülük yaptıkları zaman bağışlanma dileyen kullarından eyle. Yarabi! Bizler senin rahmetini umuyoruz, bizleri göz açıp kapayıncaya kadar da olsa nefsimizle başbaşa bırakma. Halimizi tümüyle düzelt.

 

Allah’ım!

Seni anmak, sana şürkertmek, sana güzelce kulluk etmekte bizlere yardım et. Yarabi! Kalplerimizi birleştir. Aramızı düzelt ve bizi kurtuluş yollarına illet. Biz müslümünları karanlıklardan aydınlığa çıkar.  Her türlü övgü alamlerin Rabbi olan Allah’a mühsustur. (AMİN)

 

TAKUNYA SESLERİ

– Muamma –

 

Aceleci mi olmam lazım

Yoksa sabırlı mı

Senin yanına varmak için.

Geçen günleri saymalımıyım

Yoksa ayırmalı mıyım

Seninle olanları ve sensiz geçirdiklerimi.

 

 

Her neyse aklıma düşüren seni

Boşuna değil

Gözlerimin arkasında gizli suretin

Baktığım her noktada ayrı bir güzelliğin

Yanlızca benim görebildiğim ve hissetiğim

 

Hamit Çalışkan