Dikiz Aynasına Yansıyan Bayram Sabahı

Kendimi ararken trafik ışıklarında bir aracın şoför koltuğunda düşündüklerim……

Dikiz aynasından yansıyan far ışıklarının gözümü aldığı dakikalarda bir an gözlerim dalmıştı…

Tuvaletin aynasına sıçrayan su damlalarından kalan boşlukta, saçlarımı tararken bir anda arkamda beliren insanımsı yaratık kafasını sallayarak eski bir şarkının nakaratını söyledi ve kayboldu…

 

Korkmuştum. Musluğu açıp bir müddet suyun akma sesini dinledikten sonra,  yüzüme buz gibi suyu çarptım,  ellerimi lavaboya yaslayıp kirpiklerimde kalan suyu sol elimin tersiyle sildim . Havlu makinesine kirpiklerimi sildiğim elimin avuç içini göstererek bir hareket yaptım . Yaklaşık 15 cm boyunda bir kağıtla bana anladığını belirten bir cevap verdi .Kağıtla yüzümün ıslak yerlerini sildim .Elimdeki kağıt tamamen ıslanmıştı .Bir miktar daha kağıt havlu isteğimi belirtmek için kibarca havlu makinesine avuç içimle bir hareket daha yaptım . Anladım ki kibarlık bir havlu makinesinin anlayabileceği cinsten bir eylem değildi .Bir iki yumruk atmak suretiyle ihtiyacım olan havluyu makineden aldıktan sonra biraz daha rahatlamış vaziyette ihtiyaç giderme mahallinden ayrıldım .

Arnavut kaldırımlarda, cumartesi gecesinden kalmış kusmukları koklayan kedileri kovalayan belediyenin, kısırlaştırıp sokağa saldığı küpeli köpeklerden , korkarak tedirgin tedirgin yürürken, üç katlı köhne bir evin camından dışarıya sızan bir melodinin eşliğinde, sana gelen adımlar savurdum kendimden emin, bir o kadarda fütursuzca…

İstasyon artık çok yakındı ve ortalık karanlıktı. Lakin sabah olmaması için hiç bir neden yoktu ve nitekim de olacaktı .Rayların döşendiği yoldan aşağıya sıçrayan çakıl taşlarından, kendime göre en çelimsiz ve zayıf olanına doğru koşar adımlar atarak ,bir futbolcu nidasıyla bir tekme attım.Takırtılar eşliğinde yeni mekanına doğru yol alan taşın arkasından bakıp havaya zıpladım .Yarısı patlamış tavan aydınlatmaları garı kaplayan rutubet kokusuyla birleşip rüzgar eşliğinde bütün kasveti yüzüme vurup yalnızlığımı kamçıladılar.

Mutlu insanlar  tren garında ne arardı ki  .Tren garının müdavimleri de garip yüz mimikleriyle taçlandırdıkları muhabbetlerinin içinden geçen bu zayıf çelimsiz bünyeye,  kafalarını sallayarak tepki verdiler.Gar insanları umutsuz bir o kadarda mahmurlardı ve anlayış sızlardı. Misafir denemeyecek kadar az kalacaktım. Sadece zaman içerisinde yer değiştirme işlemlerimi hasıl ederken kullanmam gereken bir kamu binasıydı en nihayetinde yatıya kalmayacaktım . Yaşlı lokomotife sıkı sıkıya tutunmuş yeni vagonlardan birinde cam kenarında pişmaniye yiyerek yolculuk eden bir çocuk edasıyla gidiş yönünün ters istikametinde bir koltuk buldum ve hunharca oturdum. Bir düdük sesiyle bütün yalnızlığıma el sallayıp açık camdan yüzüme vuran sabah havasından kocaman bir nefes içime çektim .  Bayram sabahını kalktığında yastığının yanında ki yeni ayakkabılarını gören çocuğun yüreği kadar mutluluk doldu içim tüm korkularını unutup.

Acıklı bir fren sesi ayırdı beni bayram sabahımdan gürültülü kornalar eşliğinde . Daldığım rüya yeşil ışığın yanmasıyla son bulmuştu. Ömür denilen zaman zarfı da trafik ışıklarına benziyordu aslında .Bize tanınan ışığın süresi esnasında geçebilirdik bu dünya denen toprak parçasının üzerinden ta ki kırmızı ışık yanana dek.

 

                              MAHMUT SAMİ BİRİCİK

Yayınlayan

takunya

Ortalama bir hayatın standart müdavimleri idik biz. Şemsiyelerimiz vardı, dostluk üzerine açılmış. Çayımız vardı her daim ocakta, muhabbettin demine göre şekersiz. Kaygılarımız vardı, kuracağımız dünya düzeninin alt yapılarına istinaden. Karanlık gecelerimiz vardı, ay ışığının şereflendirmesiyle aydınlanan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir