Ahmet Altan – Karanlıkta Sabah Kuşları

  Ahmet Altan ve “Karanlıkta Sabah Kuşları.” Öncelikle belirtmem gerekir ki kitabın kelime yoğunluğu mükemmel. Sevgi, ölüm, aşk, temalarını işlemiş. Sanki kendine bir mektup yazmış yazar. Kendi iç dünyasının yansıması gibi olmuş. Zihninde ki Tanrı tasavuru beni biraz rahatsız etmedi değil, fakat Ahmet Altan’ı takip eden biri olarak bu tarz liberal düşüncelerinin ve Tanrı tanımaz bir yapısının bulunduğunu okuyanlar bilir.

 

 Öncelikle kitap kısa denemeler şeklinde olduğu için sıkılmıyorsunuz. Her yeni bir başlık sizi farklı duygu yoğunluğuna yaşatıyor. Tüm yönleriyle içinize sindiremeseniz de kitap sizi yakalayor ve ele geçiriyor.

 

  Tekrar tekrar okuduğum “Duracaksın” adlı makalesinin kısa bir bölümüyle bitirmek isityorum;

 

Acı,

ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,

öfke,

kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,

keder,

yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,

duracaksın,

durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine

bakacaksın,

sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan

alaycı kargaların sesini

dinleyeceksin,

çiçeklerini koklayıp derin bir soluk

alacaksın.

 

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı

düşüneceksin.

Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın

bir zaman, dinlenin biraz diyeceksin.

 

Entel Takunya

Cem Mumcu – Makber

Cem Mumcu’nun kitaplarıyla yeni tanışmaya başladım. Okuduğum bu ikinci kitabı; Makber. Elinize kitabı alıyorsunuz ve birkaç saat içerisinde bittiğini fark ediyorsunuz. İlk okuduğum kitabı Arafta ve Düşlerde’den sonra bir duraksama yaşamıştım. Aynısı bu kitapta da oldu. Birkaç saat ağzımı bıçak açmadı. Kitabı bitirdikten sonra insanın konuşası gelmiyor. Zihniniz hikayenin karakterleriyle dolu oluyor. Öyle bir anlatım tarzı mevcut ki kafanızda karakterleri hayal ediyor ve hikaye genişledikçe hepsini yerli yerine koyuyorsunuz.

 

Kitap size bildik bir ders veriyor.  Karakterlerden İnayet Hanıma kitabın sonlarına kadar okuyucuya bir kin duyduruyor. Olmaz böyle kadın dedirtiyor. Fakat kitabın sonunda İnayet Hanımın yaşadıklarını anlatıyor ve yaptıklarının yaşananlarla bağını kuruyor. Okuyucu da İnayet Hanımla ilgili kötü düşündüğü için üzülüyor. Bir de ben Muharrem’i merak ediyorum. O küçük çocuk büyüdü mu büyüdüyse ne oldu. Yazar bu derecede sizi etkiliyor vesselam.

 

Son olarak; mesleği ne olursa olsun eline kalam alan herkesin niteliksiz kitaplar çıkardığı şu zamanda bir pskiyatristin dünyasından makberi okumak çok iyi oldu.

 

Entel Takunya

 

 

Çetin İmer – Bay Piç

 

     Çetin İmer’ in Bay Piçini tanıtacağım sizlere. Öncelikle Çetin İmer kimdir bilmem. Ceren diye bir yayınevinden çıkmış kitap, yayınevinide tanımam. Kitabın künyesinde 2007 yılının tarihi var ve yazar kitabına şöyle başlamış; Bu hikaye tamamen hayal ürünüdür. Benzerlikler ancak tesadüf olabilir. Aslında bu şekilde başlaması biraz tuhaf geldi bana kitabı bir kenara atsam dedim. Fakat elime aldığım bir kitabı bırakmak pek adetim olmadığından başladım kitaba.

  Öncelikle kitabı kısa bir süre zarfında bitiriyorsunuz. Kendinizi eski bir Türk filminde zannediyorsunuz. Bütün karakterler Cüneyt Arkın ve Türkan Şoray tadında. Yaşanan aşklardan tutunda, mafya vari hareketlere kadar her şey var kitapta.

    İnsanın nasıl kiralık bir katile dönüşe bileceğini anlatan bu kitap, öldürerek makam ve mevkiye ulaşmış olan katilimizin yanlış insanı öldürmesi sonucu ve öldürdüğü adamın torununa aşık olmasıyla başlayor. Hikaye tahmin edebildiğiniz şekilde Türk filmi tadında sonlanıyor. Kitabın en güzel tarafı çok samimi olması diyerek, Çetni İmerin “Bay Piçini” okumak isterseniz sizi bekliyor diyor, kitap dolu günler diliyorum.

Entel Takunya

Ruhi Mücerret – Murat Menteş

  Murat Menteşin ”Dublörun Dilanması” ardından ”Korkma Ben Varım” kitaplarını okuduğumada çok heycanlanmış ve bu zamana kadar bu tarz bir kitap okumadığım için çok etkilenmiştim. Kitabı okurken gülebiliyor sonra hemen ardından hüzünleniyor ve arkasından karamsar bir ruh haline bürüne biliyorsunuz.

 

  Murat Menteşin yeni bir kitap hazırlığında olduğunu bildiğimden heycanla bekliyordum ve kitap çıktı ilk şaşkınlığımı yayınevinin değişikliğiyle yaşadım, hemen kitabını sipariş ettim. Kitap geldi baş ucumda duruyor; fakat ben iki ay boyunca okumadım ben ona baktım o da bana baktı hemen okumak istemiyordum. Bendeki de değişik bir fantezi anlayacağınız. Neyse kitap bana bakmaya devam ediyor bende kitaba, o ara Tv kanallarında geziniyorum bir bakıyorum Murat Efendi kanaldan kanala geziyor ve kitabını anlatmaya çalışıyor. Yeni yayınevinin basın danışmanı iyi olsa gerek diyorum. Sonra internede geziniyorum yine Murat Menteş, olsun nekadar güzel. Benim koptuğum nokta, bir dergide kucağında kediyi severken verdiği pozdan sonra oldu. Klişe şeylere gerek varmıydı diye geçirdim içimden. Bu adam ne yapıyordu sorularıyla birlikte artık kitabı okuma zamanın geldiği kanati hasıl olunca başladım okumaya. Bilerek ağırdan aldım ve üç gün sürdü. Bu üç günün sonunda hissettiklerimi paylaşacağım sizlerle;

 

  Ruhu Mücerret kesinlikle bir Dublörün Dilemması ve Korkma Ben Varım değil ama okunmalıdır. Yazarın eski kitaplarını defatle okuyanlar üslup ve ince zekasını bilenler bir an hüsrana uğruyor. Sanki aceleye getirilmiş de yetiştirilmek istenmiş gibi.Kitaptaki konu takipcilerinin anlayacağı cinsten, ilginç. Kahramanların isimleri herzaman ki gibi çok güzel olmuş. Karakterlerin kişiliklerine uyan isimler. Yazarın dil canbazlığı devam ediyor. Kelimelere ve anlatacağı hikayeye çok hakim. Öyle cümleler kuruyor ki kendinize kızıyorsunuz ben neden böyle bir şey yazamadım diye. Şunu biliyorum bir Murat Menteş zor yetişiyor. Belki de okurlarının beklentileri çok yüksek olduğundan biraz olumsuz tavırlar içerisine girdik. Birde benim kafamı o kedi bozdu. Kedi olmasaydı iyiydi!!!

 

  Yazıyı sonlandırırken; kitapta reklamların hayatımızı nasıl çepeçevre sardığını ve tüketim alışkanlıklarımızı nasıl değiştirdiğini espirili bir dille çok güzel sunulduğunu söylemek isterim. Bu arada çok uzun süredir bu kadar eğlenceli ve güzel bir kitap tasarımı görmemiştim. Tebrikler.

 

Entel Takunya

İçimizdeki Şeytan – Sabahatin Ali

   Sabahatin Alinin ilk okuduğum kitabı İçimizdeki Şeytan. Kendisini ve kitaplarını birkaç ay öncesine kadar tanımazdım. Bir dergide yazar hakkında makaleyi okuduktan sonra Sabhatin Ali’ye merak sardım ve hayatını araştırmaya başladım. Yazarın hayatını öğrendikçe biraz hüzün ve sinirle karışık duygulara kapıldım. Üzülmemek elde değildi T.C’nin ilk siyasi cinayetine kurban gitmişti, fikirlerinden ötürü. İşinden olmuş ve iş bulamaz hale gelmiş, komyon şöförlüğü yapmıştı ailesinin geçimini sağlamak için. Nefes alıyordu ve yaşam mücadelesine devam ediyordu anlayacağınız, pes etmek yoktu nefes aldığı sürece. Bu hazin hayat öyküsü yazara karşı olan ilgimi daha da artırdı ve yazarın kitaplarını sipariş ettim. İşte ilk okumaya başladığım kitabını anlatacağım sizlere, ”İçimizdeki Şeytanı” ;

 

  Kitapta çaresizilik, umutsuzluk ve bıkmışlık en yalın haliyle okuycuya sunuluyor. Her şey net anlatılıyor. Olayların içinde hissediyorsunuz kendinizi. Ömerin ve Macidenin çaresizliğini sizde yaşıyorsunuz. Bir bakıyorusunuz Macide olmuşsunuz; onun dünyasında acılarını, üzüntülerini, korkularını yaşıyorsunuz. Bir anda kendinizi Ömer sanıyorsunuz; vurdumduymaz, aşık ama parasız jakoben bir hayatın içinde buluyorsunuz kendinizi.

 

  Kitap sizi içine öyle bir çekiyor ki 1940’lı yılların İstanbulunun sokaklarında geziniyorsunuz. Kararsızlığı görüyorsunuz bu kitapta. Çaresizlikle bir anda yapılan hataları. Başka bir çıkış yolunun olmayışını. Kitabı sonlandırıken bir şeye çok üzülüyorsunuz Ömer neden direnmedi neden sevdiğine sahip çıkmadı diyorsunuz.

 

   Roman kahramanımız olan Ömere sinirlediğimden ve kızdığımdan olsa gerek, kitaptaki bir bölüm çok keskin bir şekilde aklımda kalmış. Ömer ve Macide bir eğlenceye giderler, eğlence sırasında güya Ömerin yakın dostu Macideye sarkar. Macide kıpkırmızı kesilir. Macide Ömere döner, kederli gözlerle Ömere bakar. Ömerin verdiği cevap şudur: Macide ”binlira borcum var bu dostuma ne yapabilirim”. Hem eğlenceye de o getirdi der. Macide yıkılır ve okurda yıkılır.

 

  Böyle değişik ruh halerine sokan bir kitabtır İçimizdeki Şeytan. Aşkı, sevgiyi, dayanılmaz acıları görürsünüz bu kitapta.

 

  Son olarak Sabahatin Aliyi saygıyla anarken cezaevin de geçirdiği yıllarda yazdığı bir şirini paylaşarak sonlandıralım yazımızı;

 

HAPISHANE SARKISI -3-

 

Burda çiçekler açmiyor,

Kuslar süzülüp uçmuyor,

Yildizlar isik saçmiyor,

Geçmiyor günler, geçmiyor.

 

Avluda olta vururum;

Kah düsünür, otururum,

Türlü hayaller görürüm;

Geçmiyor günler, geçmiyor.

 

Gönülde eski sevdalar,

Gözümde dereler, baglar,

Aynada hayalim aglar,

Geçmiyor günler, geçmiyor.

 

Disarda mevsim baharmis,

Gezip dolasanlar varmis,

Günler su gibi akarmis…

Geçmiyor günler, geçmiyor.

 

Yanimda yatan yabanci,

Her sözü zehir gibi aci,

Bütün dertlerin en gücü;

Geçmiyor günler, geçmiyor.

Entel Takunya

Ve Sen Kuş Olur Gidersin – Tarık Tufan

   Yeni bir yazarı okumaya başlamak hep zor gelir bana. Belki de bu güne kadar okuduğum yeni yazarların kitaplarının yetkin olmamasından kaynaklı. Çok uzun süre görüşemediğim ve görüşemiyor olmanın verdiği özlemle Paşam Islak Takunyayla buluştuk. Her zaman olduğu gibi uzun bir kitap sohpetinden ve gündemle alakalı değerlendirmelerden sonra, alışkanlık üzere yaptığı gibi bana bir dizi kitap hazırlamış, al bunları da oku diye verdi. Bir tanesi dışında hepsi tanıdığım yazarlardı. Tanımadığım yazar, şimdi sizlere tanıtacağım Tarık Tufan’ ın “ve sen kuş olur gidersin” kitabı olacak.

 

   Bu zat hakkında çok fazla bilgi sahibi değildim, birkaç defa Tv kanallarında seyretmiş hatta konuşma tarzını da pek beğenmediğimden pas geçmiştim, ta ki kitabını okuyana kadar. Şimdi Tarık Tufanı bir kanalda göremeyi vereyim bakalım ne diyor diye dinlemeye başlarım.

 

   ”Ve Sen Kuş Olur Gidersin”. Kitap bir solukta bitiyor. İlkin kızıyorsunuz, neden bu kadar çabuk bitti, devam etseydi ya diyorsunuz. Yazdığı her cümle bir anlam yüklü, laf kalabalğı yok en çokta bu hoşunuza gidiyor. Bu kadar sürükleyici bir anlatım yakalamış olması ekileyici. Sanırım kendi hayatından da bir şeyler var. Kahramanın o samimi üzüntüsünü sizde yaşıyorsunuz. Bildiğiniz hüzünleniyorsunuz ve çayı en demlisinde koyup “of ulan diyerekten” yakıyorusunuz bir sigara daha.

 

   Son olarak duyguları çok yoğun bir yazar olan Tarık Tufanla tanışmama vesile olan Islak Takunya ya selam gönderiyorum. Bu arada Lola yı çok merak ediyorum nasıl bir kadın olabilirdi diye.

 

   Kitabın son bölümünden bir cüleyle bitirelim; Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez…

 

Entel Takunya

Cahit Zarifoğlu’na Saygıyla…

İŞARET ÇOCUKLARI



Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları

Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş

Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Nenelerinin koyduğu avuç taslarına

Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleşirdi erkekler

Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonra yıkanırdı

Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline

Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazandığı adları

Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere

Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu

Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyuyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim
                                  Cahit ZARİFOĞL