Başörtüsü Üzerine Peruk Yapılır.

   İnsanlar; sıkılsalar da of!!! deyip dudak bükselerde, iyiden iyiye baydınız artık diyerek söylenselerde, “ tamam tamam anladık ” deseler de, her 28 Şubatın arifesinde kalemi mi alarak elime, bıkkınlığınıza bir bıkkınlık daha katmak adına, yazıcam ve yazmaya devam edeceğim.

 

   1960 ve 1980 darbelerinde dahi bu kadar insafsızlık ve zulüm yaşanmamıştır. 28 Şubat sonrasında yaşananlar kitaplaştırılmak istense ciltlerce kitap olur sanırım. İnancı, ailesi ve idealleri arasında seçim yapmak zorunda bırakılan çocuklar, aradan 18 yıl geçmesine rağmen bu travmatik durumu üzerlerinden atabilmiş değillerdir. Yaşanmışlıklarının bir tarafı her zaman eksik kalmıştır.

 

   O dönem kapısı kırılmadık ev, yolu terörle mücadeleden geçmeyen insan yoktur. Ülke türlü bahanelerle gözaltına alınıp, tutuklanan gençlerle doludur. Birisinin evinde Kuran okunuyor olması, yada sakallı oluşu, gözaltına alınarak, örgüt elemanlığından cezaevine gönderilmesi için yeterde artar bile.

 

   Binlerce askerin görevine, sırf eşi başı örtülü oluduğu için son verilmiş, bu da yetmezmiş gibi peşlerine istihbaratcılar takılmış, girdiği her işin patronları tehdit edilerek işten attırılmıştır. Birçok memur cuma namazına gittiğinden fişlenerek memuriyetinden olmuştur. Ellerinden gelse nefes dahi aldırmayacaklardır.

 

   Üniversite öğrencilerinin peşine sivil polisler takılmış. Bu zulmü protesto edenlere karşı en acımasız şekilde müdahale edilmiştir. Beyazıt camisinden bir cuma namazı çıkışında, saçları ve sakalları ağarmış 60 yaşında bir dedenin fütursuzca joplandığına bizzat şahit olmuşluğum vardır.

 

   Adalet beklediğiniz mahkemeler ise; İstiklal Mahkemelerini andırmaktadır. Hakim ve Savcılar, Askerlerden brifing alır hale gelmiş, tüm bağımsızlıklarını kaybetmişlerdir. (Vicdan sahibi olanları tenzih ediyorum.)

 

   İRTİCA kelimesi o denemlere de; görevinde yükselmenin, makam sahibi olmanın, cebi doldurmanın şifresidir.

 

   Yaşanmış ve yaşanacak tarihe küçük bir anekdot düştükten sonra. Şu soruyu soruyorum kendime. Yaşanan bu kadar zulmün ardından ne değişti? Zulmün ağırlığı insanların üzerinden kalkmış gibi görünüyor olsa da, ilginç insanların türemesine neden oldu.

 

   Şöyle ki; zamanında mücadele edilmesi gerektiğinden bahsedenler, en önde yumruk sallayanlar, son 10 yılda devletten ihale alma peşinde, çoğunun inşaat şirketleri mevcut. Hesabını yapamadıkları kasalar dolusu paraları.

 

   Birde muhafazakar ve mukadesatcı olma iddasında olan onlarca tv kanalımız ve ( 28 şubat mağduru iddasında olanların bir kısmıda medya patronu oldu.) bu kanallarda, 900 TL askeri ücretle geçinmeye çalışan vatandaşa kanaat etmesi gerektiğini söyleyen hocalarlarımız.

   Sözün sonu;

   bu kadar yaşanmışlığın ardından tek söyleye bileceğim KAYBETTİK.

 

Aydın TAKUNYA

Yavaşlık…

    Emperyal Sistemin Düşünce Dünyasıyla İslamı yorulamaya çalışmak mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki; Batı Düşünce Dünyası halkı müslüman olan toplumlarda, beyni ve vicdanı uyuşmuş, tepkisiz, hissiz, özünü anlamadan detaylarda boğulan bir insan tipini amaçlar. Bu amaçlara ulaşmak adına mücadele içeriside bulunan düşün dünyasını anlamladırabilmek için sorular sormak gerekir.

 

1-Bir müslüman, emperyal sistemle neden uyum içerisinde varlığını sürdürmelidir?

2-Emperyal sistemin kan emicilerinin kannat ve söylemlerini nasıl okumak gerekir?

3Müsülamanlar neden histerik bir durumdadır?

4-Müslümanlar neden ilkesel bir tavır içerisinde giremezler?

5-İslamın evarensel anlayışı neden yerellikte boğulmaya çalışılmaktadır?

6-Ümmetin içerisinde bulunduğu kaos durumuyla ilgili düşünceler üreterek sorgulama içerisine girebilyormu? Yoksa çıkarlar ve menfatler doğrultusunda Batı Emperyalizminin söylemleriyle aynı doğrultuda tavırlar içerisine mi giriliyor?

7- Kudüs işgali kanıksanıyor mu?

8-Muhafazakkar, gelenekci, milliyetci, ırkcı ve şovanist yaklaşımlarla dünyaya yeni bir nefes getirilebilir mi?

9– Bu yaklaşımsal düşünceleri ümmette kim ve nasıl pompalamaktadır?

 

   

    Soruları çoğaltmak mümkün. Sorulan soruların cevapları ise her okurun vicdanına ve düşünce dünyasına kalmış.

 

AYDIN TAKUNYA