+ 18 Şiddet ve Korku İçerir…

 

Efkar, ikrar ve istikrar.

Geçmişi yad ederek feryad.

Vicdanlar; sefil ve zelil.

Bakarak engine ve kapılmadan dünyanın ahengine,

bugün düşün…

Heyhat.

Hayat; ibret ve zelil.

Mazlum ve mahkumun tecelisi ancak teselli.

 

Düşünce üşüşünce insanın benliğine, eğer icab ederse – koş.

Çünkü yakın ve yakın olandan sakın.

Aman aldığın nefes sana zehir olmasın sakın.

Vicdan; utan. İrfan ise erkenden yatan.

Kes, konuşma!!! herkes gibi yatan; sende utan.

Ey denizler köpürün ve vicdansızları süpürün.

 

     Yukarda ki satırları, izlediğim akşam haberlerinin ardından; efkar, hüzün ve endişe içerisinde kaleme aldım. Efkarımın sebebi mahiyeti; birkaç lise öğrencisinin bir araya gelerek seslerini duyurmaya çalışmasından mütevelliydi.

 

   Şöyle ki; sol meşrebe yakın, inanmış ve inandıkları değerler uğruna mücadele içerisine girebilmiş, televizyon karşısında yahut internet mecrasında oyalanmadan, doğru saydıkları adına bir arada durabilmiş bu gençlerin, konuşmaya fırsat bulamadan, onlarca polisin üzerlerine abanarak; jopların, gazların, tekmelerin ardından, elleri arkadan kelepçelenerek gözaltına alınıyor olmaları, zaman mefhumunun bana unutturduğu yaşananları hatırlanmasına vesile oldu.

 

   Ve bu hatırlayışın ardından anladım ki; mazlum ve zalim kavramı veya kavrayışı zamanla yer değiştiriyor. Farkına vardım ki; zulmün getirdiği korkudan edep çıkmıyor, korku ancak öfkeyi ve saygısızlığı beraberinde getiriyor.

 

   Fatihin İstanbulu fethettiği yaştan dört yaş küçüktüm ve lise öğrencisiydim. 28 Şubatın hemen ertesi günleriydi. Kız öğrenciler okullara alınmıyor. Erkek öğrenciler ise destek olmak için derslere katılmıyorlardı. Okul önleri derste olmaları gereken yüzlerce üniformalı öğrencilerle doluydu. İlk günler her şey değişebilir umuduyla herkes sakindi. Fakat işler hiç umulduğu gibi devam etmedi. Öğrenciler kendilerini okul kapılarına zincirlemeye başlamış devlet şiddetin dozunu iyiden iyiye artırmıştı. İkna odaları kurulmuştu. Bu gençlerden bir tercih yapmaları isteniyor ve bekleniyordu.

 

   Kimileri girdiler, kimileri direndiler, kimileri de yabancı ülkelere gittiler. Fakat devlet sabırsızdı; bu irticacı, gerici, yobazların bir an önce zapturapt altına alınması gerekiyordu ve bunun için bütün imkanlar seferber edilmeliydi. Genç kızların başlarında ki örtüyü zorla çıkarılmaya yeltenildi ilkin, ardından gazlar, tekmeler, tokatlar ve elleri arkadan kelepcelenmiş gözaltına alınan Vatan Hainleri.

 

  Ve perde kapanır; devlet artık kurtarılmıştır.

  Uzatmayacağım ve art arda uzun cümleler de kurmayacağım. Karşılaştırma yapmamı ise hiç beklemeyin benden. Bir sonuç cümlesi dahi düşünmüyorum. Sadece efkarlıyım, efkarım (tüm) benliğimi sarmış, sarmalamış ve hüznüm sayfalarıma sığamaz durumda…

Aydın Takunya

Şubat Ayında İrticai Faaliyet Başkadır

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gözlerimi kapattım tanklar dolaşıyordu Sincan da

Bir battaniye altına sığamadı huzursuz gövdem

Alerjik reaksiyona girmeme az kaldı

Genelde böyle olur biraz ateş ,

soğuk terler ,ardından kaşıntılar.

Öncü depremler gibi vücudumu silkeleyen titremeler .

Battaniye böyle anlarda bir kirpi gibidir

Yavaş yavaş ve korkak batar .

Baş ucumdan bir bardak su aldım .

Camı hafif araladım .

Aylardan şubat günlerden salıydı ve kar yağıyordu .

Akşam bir bahanemden ötürü yetişemediğim sohbet aklıma geldi.

Ne anlatmıştı acaba anlatıcı ?

Göz kapaklarım kirpiklerimin ağırlıklarına tahammül edemiyor gibiydi.

Aralık camdan bir kaç damla kar düştü içeriye .

Küçük bir çocuk gibi ağzımı uzattım aralık camdan

Kısmet işte düşen olmadı .

Dedim ya günlerden salı belki de ondandı .

Belki de içinde bulunduğumuz aydandı .

Yirmi sekiz çekiyor bütün şubat’ larım kaldı yedi gün .

Öyle uyu deyince olmuyor .

Her isteyince de  kar tanesi düşmüyor.

 

Bin yıl sürecek diyen adamlar nerdeler acaba şuan …………….

Artık uyumalıyım ,

Belki de bir cam kapanır bir devir yıkılır.

 

Mahmut  Sami BİRİCİK

– Düşünce Üşüşünce –

Yolundaki taşları(1) temizlemek için; ilkin güzellik uykusundan(2) uyanmak gerekir bu ülkede(3) ve her ülkede.

 

Bir çile(4) denizinden geçtikten sonra hızırla kırk saat geçirmiş(5) olmanın verdiği feyzle, alnında bir ışık(6) yoluna devam edersin. Meydan ortaya çıktığında(7), yollarda izler bulmaya çalışırsın(8), yolda ki işaretlere(9) gözün takılır yön bulmaya çabalarsın.

 

Ços sesli bir ölüm(10) takip eder seni.

Korkarsın!

Ölümün şah damarından daha yıkın olduğunu bildiğin halde.

Düşünürsün, hayatın yeniden inşası(11) için.

Fark edersin.

Düşünce dediğin düşlenebilir(12) ancak.

 

Huzurlu bir sokak ararsın(13) kendine, ruhun bir diriliş arar(14), yürüdüğün sokaklar çin işkencesinden(15) farksızdır.

Aldırmasın.

Bir türkü tutturursun ardından.

Değirmendir bu dünya(16) dersin, yoluna devam edersin.

Bir caddenin sonunda asılı bir ilan görürsün,” taşları yemek yasak(17)” anlam veremezsin.

 

(1)Taş – Mehmed Alagaş

(2)Güzellik Uykusu – İbarihm Tenekeci

(3)Bu Ülke – Cemil Meriç

(4)Çile – Neçip Fazıl

(5)Hızırla Kırk Saat – Sezai Karakoç

(6)Alnımdaki Işık – Mehmed Alagaş

(7)Meydan Ortaya Çıktığında – Sezai Karakoç

(8)Yolarda ve İzler – Mustafa Miyasoğlu

(9)Yoldaki İşaretler – Seyyid Kutup

(10)Çok Sesli Bir Ölüm – Rasim Özdenören

(11)Hayatın Yeniden İnşası – Mustafa İslamoğlu

(12)Düşünce Düşlenir – Dücane Cündioğlu

(13)Huzur Sokağı – Şule Yüksel Şenler

(14)Ruhun Dirilişi – Sezai Karakoç

(15)Çin İşkencesi – Emine Şenlikoğlu

(16)-Bir Değirmendir Bu Dünyü – Cahit Zarifoğlu

(17)Taşları Yemek Yasak – İsemet Özel

 

Aydın Takunya

Ahmet Altan – Karanlıkta Sabah Kuşları

  Ahmet Altan ve “Karanlıkta Sabah Kuşları.” Öncelikle belirtmem gerekir ki kitabın kelime yoğunluğu mükemmel. Sevgi, ölüm, aşk, temalarını işlemiş. Sanki kendine bir mektup yazmış yazar. Kendi iç dünyasının yansıması gibi olmuş. Zihninde ki Tanrı tasavuru beni biraz rahatsız etmedi değil, fakat Ahmet Altan’ı takip eden biri olarak bu tarz liberal düşüncelerinin ve Tanrı tanımaz bir yapısının bulunduğunu okuyanlar bilir.

 

 Öncelikle kitap kısa denemeler şeklinde olduğu için sıkılmıyorsunuz. Her yeni bir başlık sizi farklı duygu yoğunluğuna yaşatıyor. Tüm yönleriyle içinize sindiremeseniz de kitap sizi yakalayor ve ele geçiriyor.

 

  Tekrar tekrar okuduğum “Duracaksın” adlı makalesinin kısa bir bölümüyle bitirmek isityorum;

 

Acı,

ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,

öfke,

kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,

keder,

yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,

duracaksın,

durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine

bakacaksın,

sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan

alaycı kargaların sesini

dinleyeceksin,

çiçeklerini koklayıp derin bir soluk

alacaksın.

 

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı

düşüneceksin.

Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın

bir zaman, dinlenin biraz diyeceksin.

 

Entel Takunya