İmbat…

 

Aklımın odalarını tırmalarken buldum kendimi,

Gecenin sessiz karanlığında.

Bir ışık, bir kaçış aradım

Bulamadım…

 

Belki de öğrenemeden hiçbir şeyi

Son buldu bir gün daha…

Ve yarın yine neler öğrenemeyeceğim kim bilir bu hayattan!

Güneş battığında yine farklı çığlıklar çınlatacak kulaklarımı.

 

 

Hem sıcağı hissetmek, hemde soğuğu

Aynı anda nasıl yaşanır ki…

Bilmek istediğim, belki de hiç bilinmemeli

Ya hep üşünmeli, yada hiç düşünmemeli…

 Hamit ÇALIŞKAN

-Sözcük- kadar acısını içine gömen ne vardır?

  Bilincimiz iflas etmiş durumda, hassasiyetlerimiz felce uğratıldı. Körleştik, kendi gölgemizi dahi göremez olduk. Huzuru madde de aradığımızdan mütevelli her geçen gün rahat yaşamak adına alışkanlıklar ediniyoruz. Ardından alışkanlıklarımız bağımlılık halini alıyor ve bizleri narsist, kibirli, ben merkezci bir duruma sokuyor. Bizlerde ki bu bağımlılık hali konfor ve tüketim ihtirasımızı ateşliyerek yeni bir kimlik oluşturuyor. Bizlere dayatılan bu kimliklerle kendi tercihlerimizi yapmaktan uzak itaatkar bir hal alıyoruz.

 

  Bizlere dayatılan kimlikleri yaşadığımzdan; yeknesak, boğucu ve bir okadar da sıkıcı bir bilince sahibiz. Tekyanlı yanlızca eylemlerin sonuçlarını ve başarılarını değerlendiren ve bu nedenle insanımızı düşünsel bir karmaşa içerisine sokan pragmatik algılar, bilincimizin parçalanmasına yol açıyor, bu da yüzeyselleşmeyi, ardından yapaylaşmayı beraberinde getiriyor. Yapaylaşan insan tipiyle ilişki kurmakta o derecede zor bir hal alıyor. Sözün özü; sömürüye hazır bilinçler haline getiriliyoruz bu sayede korkak, konformist, iradesiz, ruhsuz, kararsız, tavırsız, insanlar halini alıyoruz. Bilincimizin ciddi yapısal bir değişime dönüşüme ve gelişime ihtiyacının olduğunun farkında değiliz.

 

  Reklamlar yoluyla biçimlendirilen zihinlerimiz özgür olduğunu sanıyor. Tüketiğimiz kadar özgürüz imajı karakalemle işleniyor bilinçlerimize. Bu da bizlerde bir hastalık halini alıyor, ardından tüketimci bir hayat tarzı oluşturuyor. Kazandırılan bağımlılık bizlerde dış ğörünüşü önplana çıkaran, lüks düşkünü, ihtişam ve debdebeden hoşlanan, sorumluluk duygusundan uzaklaşarak hayatı bütün yönleriyle değerlendirme imkanı bulamayan insanlar haline getiriyor. Bilincsel bir kölelik halinde olan bizler, zincirlerimizden kurtulabilmek için öncelikle düşünsel bir dönüşüme, değişime, söyleme ve ardından eyleme geçmek gerekiyor ki herzaman uyanık ve tetikte olabilelim.

 

  Modayla şekillenen bir iradenin yerini, irfani bir bilince ulaştırmak, hedonizmi erdemle buluşturabilmek için; okumaktan, düşünmekten, üretmekten korkmamak icab ediyor. Hayatımıza yeni anlamlar ve derinlikler katabilmek her durumda varoluşumuzun üzerine düşünebilmek için fikri ve hissi yönlerimizi önplana çıkartabilmek temennisiyle…

 

Aydın Takunya

Herhangi bir şey (Ya da her şey)

  Dimağlarımız yalan üzerine kurulu bir düzenin işgalini yaşıyor. Özgürlüğümüzü ve özbenliğimizi silen popüler kültürün işgalini. Bizler gün geçtikçe yapay bu kültürle bütünleşiyoruz. Bu nedenledir ki fikirlerimiz tükettiklerimiz kadar hızlı, sıkıcı ve bir okadadarda geçici. Hüriyetin tüketimle bütünleştiği bir çağı yaşıyoruz. Özgün fikirler üretemiyoruz tek tip bir tezgahta dokunduğumuzdan olsa gerek. Batılı kavramlar hayatımızı şekilendiriyor buna mukabil bizelere dayatılan hayatları yaşıyoruz. Yozlaşmış batı kültürünün tek tip bir insan modeli porojesi olan; haftalık, günlük, hatta anlık trentlerle var olabilen popüler kültürün bizlere sunduğu hayatı.

 

  Popüler kültür; fikri hayatımızla ilgilenmez nasıl giyindiğimiz ve nasıl göründüğümüzle ilgilenir. Göze hitap etmek önemlidir. Düşünmek üretmek akla dahi gelmez. Çünkü popüler kültür bilgiye öğrenmeye ihtiyaç duymaz hatta bunlara direnç gösterir. Hırs, kazanmak ve daha fazla kazanmak üzerine kurulmuştur. Herşeyin mubah olduğu, amacı gayenin sadece kar ve tüketim ilişkisi içerisinde bulunduğu; aile, arkadaşlık ve dostluk kavramlarının yok olduğu, maddenin baskısı altında yaşayan ufuksuz insanlar yetiştirme çabasıdır.

 

  Popüler kültür kendini tekrarlar biteviyedir. Biteviye olmasından kaynaklı taklit üzerine kurulmuştur. Taklitcilik yetenekleri yeni fikirleri köreltir. Fikir körlüğü bizleri megolomani sapkınlığına iter. İnsanın kendini üstün görmesi ve (veya) gösterme çabası dimağları yok eder. Bütün herşeyleri bencillikleri olan megoloman insan aşağılayıcı bir dil kullanır; çünkü kendini oldğundan üstün gören zevat farklı bakış açısına eleştiriye tahamül edemez.

 

  Batı kültürünün tezgahında işlenmiş kavramlar hegomanik bir projenin ürünüdür. Bu proje Avrupa Kültürünün bütün dünya kültürlerinin üstünde üst bir kültür olduğunu idda eder ve bu yönde çalışmalırına devam eder. Batı menşei bu kavramlar insanımızda büyük bir boşluk duygusu oluşturur. Dahada açmak gerekirse Avrupa merkezli Batı kültürü histerik bir bilinç oluşturmak suretiyle insanımızın düşünce dünyasını, yaşam tarzını, ahlak anlayışını; pazara, kar zarara ilişkisine ardından maddeye indirger. Bu da bizleri sorumsuz, hesapcı, işini bilen insanlar haline getirir.

 

  Popülerliğin izini süren köhne beyinler bir anlamda ehlileştirirlir tek tip insan modeli örneği haline getirilip narsis, egoist bir karakter oluşturulur. Bu durum zihinsel ve ruluhsal problemleri de beraberinde getirir ve ardından insanımız tasarlanmış kendi kültürüne uzak bir hayatı yaşar farkında olmadan. Kendi kültürel birikimine yabancılaşan; kendine, buna mukabil kendi kültürüne yabancılaşır ve kültürünü ötekileştirir bu da yakın gelecekte hafızası silinmiş, bilinçsel bir yıkım yaşayan kendini sıfırlayan bir millete dönüştürür.

 

  Farkındalık oluşturabilmek için öncelikle kapitalist sistemin bize dayattığı ekonomik çıkarlar üzerine kurulu ahlak anlayışımızı sorgulamaya başlamalı, neoemperyal anlayışın bizlere kaybettirdiği zihinlerimizin soru sorma, sorulan sorulara cevaplar arama, bulunan cevapları sorgulama yetimizi geri kazanabilmeliyiz. Devamında kolaylıkla yönledirilebiliyor ve ardından manipüle edilebildiğimizin farkına varmalıyız. Sonrasında farklı olanı görmezden gelmekten vazgeçmeli, kimliklerimizi cebimizdeki paranın belirlemisine izin vermemeliyiz. Ardından onaylayıp, olduğu gibi kabul eden yahut taklit eden düşünce dünyamızı, nitelikli düşünsel bir bilince ulaştırmalı zihnimizi algısal sorunlardan kurtarmalıyız.

 Aydın Takunya

Düş’ünce…

 Tercihlerimizi belirleyen nedir sorusuna verilecek en güzel cevap, kar ve zarar odaklı düşüncelerimizin varlığıdır diyebiliriz.

 

  Kendimizi anlamaktan uzaklaşıyor oluşumuzun nedenini, ilkin kendimizde, ardından sorulan sualin cevabında aramak gekerir. Kar ve zarar odaklı düşünce dünyamız tatminsizliklerimizi körüklemekte, boşluk duygumuzu artırmakta ve sonrasında ruh halimizde bir belirsizliğe neden olmakla beraber, düşünsel ve ahlaksal bir sıkıntıya da neden olmaktadır.

 

  Farkındaysanız düşüncelerimizde bir derinlik kalmadı. Düşünce tarzlarımız ekonomi merkezli, ilişkilerimiz bu paralelde ilerliyor. Aklımız sömürge durumuda, kendimiz olamıyor kimliksizleştiriliyoruz. Hedonizme doğru yol alıyor tercihlerimizi gücü elinde bulundurandan yana kullanıyoruz. Aklımız dumura uğramış durumda, düşüncelerimiz felç, kendimizi tanımlayamıyoruz. Düşünmüyor, sorgulamıyor ve bilmiyoruz, işin en acı veren yönü ise cahiliğimizi kabul etmiyor bilgiçlik taslıyoruz. Bilmediğimizin bilgisinde değiliz. Bizlere sunulan kalıpsal düşünceleri hiçbir muhakemeye tutmadan kabul ediyor doğru sayıyoruz.

 

  Kibirli düşünceler üretmekte uzman olan Batı Düşünce Sistemi; insanımızı zehirlemeye devam ediyor. Robotlaşan düşüncelerimiz zihinsel bir teslimiyetçiliğe neden oluyor. Bu da ahlaki bozulmaya ve sonrasında bir çöküşe ve ardından bir düşüşe neden oluyor. Bu bozulma sağlıklı bir düşünce yapısına sahip olmayan, nihilis yaklaşımların insanımızı kuşatmasına, yozlaşmasına ve ardından, öncelikle kendisine, sonrasında kendi insanına, yabancılaşmasına neden oluyor.

 

  Batı Düşünce Dünyası bizlere taklit alışkanlığı kazandırarak özgünlüklerimizi elimizden alıyor. Bu bizlerin akıl ve mantıktan uzaklaşmasına neden oluyor.Taklit insanın zihinsel sürecini zayıflatığı gibi özgürlüğünü, düşünü kaybettiriyor. Aktif bir düşünce dünyasından pasifize edilmiş düşüncelere itiyor. Bu durum bizleri manipülasyonlara daha açık bir duruma getiriyor ve sonrasında düşünebilme kabiliyetimizi yitiriyoruz.

 

  Beşeri arzular içerisinde dimağımızı çürütüyoruz. Yaşadığımız kendi küçük bencil dünyamızın ötesinde, başka dünyalar olduğunun farkında olamıyor, kontrolsüz bir şeklide tüketiyor, yaşadığımız çağ hakkında içsel bir şuur oluşturamıyoruz. Modanın egemenliği altından kurtulamadığımız için eleştirel bir bakış açısı geliştiremiyoruz. Bu da beraberinde kendi düşünce dünyamıza derin bir yabancılaşmayı getiriyor. İlkesel duruşumuzun yerini anlık hazlar ve faydacı yaklaşımlar alıyor, bununla birlike insanımızın vicdanı törpüleniyor, köreltiliyor, ruhsuz, duyarsız bir konuma sokuluyor.

 

  Aldığmız konum; bizlerin bireyselleşmesine, derinliği bulunmayan fikirlere, çıkar ilişkillerine, İhtiras ve keyfiliklere iterek, sadece kendinimizi düşünür hale getiriyor. Dünyevileşerek faydacı hazcı bir yaşantıya, anlık zevklerin içerisine, maddeperest bir duruma sokuyor ki bu da insanımzda algısal bir bozukluğa neden oluyor. Vicdanımızı kendi ellerimizle kendimiz yağmalıyoruz. Vicdani kaybımız ufkumuzu daraltıyor, insanımızı maddeyle bütünleştiriyor nefes alamaz hale geltiriyor.

 

Aydın Takunya