– Us’ Umuz Usandı Bizden –

  Düşünmekten neden endişe duyar insan?

 

 Düşüncenin kendisi dertli ve sancılı bir sürectir de ondan. Gamsız insan, dertsiz insandır. Dertlenmeyen insan, kurtulmak ve kurtarmak derdinde de olmadığından, endişesiz bir hayat sürer kendince. İşte bu nedenledir ki dertsiz insan bostan korkuluğudur.

 

 Düşünen insan; acı çeker bizatihi düşünmenin kendisi acı verir insana çünkü; düşünmek rahatını bozmaktır, alışkanlıkları bir kenara bırakıp, farkında olmak, farkındalık oluşturmaktır. Bu farkındalık bir tavır sahibi olmayı gerektirir. Düşünen insanın; dünyaya karşı almış olduğu bu tavır, düşünmek üzerine düşünülmesi gerektiğinin farkına vardırır. Bir anlamda düşünmeyi düşünmek anlam ile anlamsızlığın, amaç ile amaçsızlığın arasında kalarak, zaman mefhumunun donmuşluğunu fark etmektir. Sözün özü düşünmek gurbette olmaktır…

 

  Düşünmek aceleye gelmez. Acele olan, olağan olandır. Normale giden yoldur. Oysa düşünmek için yoldan çıkmak ve kendine yeni bir yol cizmek gerekir yoksa sıradan olanın ötesine geçmek mümkün olmayacaktır. Herkes gibi düşünmek herkes gibi olmaktır. Herkesin vardığı çıkarımlara varmaktır. Bir nevi fark etmemek, ayrımı görememek, düşünülmesi istenildiği gibi düşünmektir. Herkes gibi olmak, olduğu gibi, ola geldiği gibi ve ola geleceği gibi, dertlenmeden, akışına bırakarak, görmek istemeden, gerçeklerden kaçarak düşünmektir. Aslında doğrusunu söylemek gerekirse, ki herzaman doğrusunu söylemek gerekir, insan sadece kendineden kaçar. Çünkü olunmasını istenildiği gibi olmak kolay ve rahat olandır.

 

  Düşünmek azık ister yola çıkmadan önce heybeleri doldurmak gerekir, ki kendisiyle sürekli savaşım halinde olan insan verdiği içsel mücadelede bir devinimle birlikte düşüncesinin yörüngesini oturta bilsin. Çoğunlukla bu zor bir aşamadır, çünkü insanın karar verme gücü irade yetisi buna paralel olarak düşünce dünyası felce uğratmıştır.

 

  Yazının tam da bu kısmında bir soru sormak gerekir ; sahip olduğunu zannetiğimiz, bize ait olmadığını fark edemediğimiz, takliten, özentiden, öteye geçemeyen düşüncelerimizin, bizi herkes gibi olmaya ittiğini, bir anlamada us’ umuzun uykuda bulunduğunu başkalarının bizim yerimize düşündüğününün ne kadar farkındayız?

 

  Düşünmeye başlamadan önce lazım gelmeyen şeyleri boşaltmak, kısacası kendini kendinden ayıklamak gerekir. Bunun sebebi mahiyeti, insanın fikriyatından çok kuruntularına tabi olmasındandır. Ancak kuruntularından kurtulduğunda, düşünmenin deruni bir mesele olduğunun farkına varıp, soruların peşinden koşarak, cevap aramaktan kaçınmayacak ve bir hal değişimi içerisine girerek, bir dakika durup kendini dinleyecek, düşünmek için her zaman bir vaktinin olduğunu fark edecektir.

 

  Düşünmemek için insanın gamsız ve hissiz olması kimi zamanda vefasız bulunması gerekir. Şöyle bir önermede yapılabilir, mutlu olabimek için düşünmemek gerekir. Çünkü düşünmek insana yük getirir. En iyisi tv başında zaman öldürmek. Yanlız öldürdüğümüz zaman kendi zamanımızdır, anlayacağınız biz zamanı değil zaman bizi öldürmektedir, kendi zamanımızdan çaldığımızın farkında değiliz.

 

  Son asırda düşüncelirimiz kar ve zarar maksimizasyonu üzerine kurulduğundan kar etmek uğruna nasıl bir zarara uğratıldığımızın farkında değiliz. Kar etmek üzerine yapılan bütün düşünceler bizleri zarara uğratıyor ve birilerinin cebine göz dikmemize neden oluyor. Bir düşünün!! elimiz birilerinin cebindeyken nasıl düşünebiliriz. Önce ellerimizi cebimize sokup boş olup olmadığına bakmak lazım gelir. Eğer cebimiz boşsa mutlak güven duyabileceğimiz başka şeylerin varlığına hazırlanabiliriz ancak.

 

  Sözün sonu; düşünmek soru sormaktır, soru sormak hikmete ram olmaktır, devrin düşünce kısırlığından kurtulmak, kaybettiğimiz asalete ulaşmaktır. Aklın hakkını vererek düşünmeye muaffak olmak ne mutlu bir hazdır insanın bünyesi için.

 

Aydın Takunya

 

 

 

 

 

 

Atasözleri ve Deneyimler Ansiklopedisi

 

 

Bir tebessüm ettim koşarken esnafa ……

 

Hırsızdım arsızdım koşarken de uğursuzluğumu sırtıma almak zorunda kalıyordum .

İyi bir hırsız ,maraton koşucularına fark atacak potansiyelde olmalıdır ,kimi zamanlarda . Çalmayı biliyorsan iyi koşmayı da öğrenmelisindir.

Gerçi seneler geçtikçe, insan çalacak bir şeyler bulmakta zorlanıyor da . Bu bireyselleşme ve modernleşme zırvaları bizi de vurdu anlayacağınız.

 

Tövbe etsem diye düşünüp her gece, sigaramın izmaritine basarken neon lambalarının aydınlattığı parkeli kaldırımlarda ,gözlerim istemsiz takılıyor dükkanların kepenk kilitlerine.

 

İyi bir adam olmak için okumak lazım aslında der bütün toplum çok bilmişleri .Fakat böyle giderse, askerlikten yırtmak için mastır yapıp ,bir üniversitede akademisyen olmam an meselesi.

Modernleşmeden bahsederken dünya aslında , makul bir hamle sayılabilir , akademisyen olmak .Okula gelen gençlerin hayallerini ve notlarını çalarak ruhumu tatmin edebilirdim belki de..

 

Dedim ya atletik bir vücut sahibi adam olmak lazım . Belki de demedim . Koştuğumdan sekiyor belki de düşüncelerim , kafatasımın içinde oradan oraya .

Bazı koşar kaçışlarımda böyle oluyor .. Düşündüklerime tam olarak yön veremiyor gibi hissediyorum kendimi .

Mesleğe yeni girdiğim yıllarda , heyecandan çok fazla düşünce yoğunluğu yaşardım . İnanılmaz şiir dizeleri süzülürdü , aklımın köşelerinden dudaklarıma . Belki de Türk aklına ita fen  söylenen sözler doğruydu .

Bir de atalarımla ters düşerek ,vatan haini ,devlet düşmanı , olmak istemem o yüzden de dile getirememiş olabilirim .

Aslında elini tutarak gözlerine süzülebildiğim bir sevgilimin olmamasından kaynaklı olabilir.  Genelde köhne bir otel odasında , dilini bilmediğim beden ticaretine soyunmuş, gece kadınlarına okudum kaçış şiirlerimi.

Müzik evrensel de dizeler yöresel mi .Bilemedim hiç bir zaman . Çünkü genelde arkası dönük olurdu omurilik soğanını okşadığım kadınlar.

 

Tempolu koşuya geçtim olay mahallinde epeyce uzaklaşarak .Bir müddet daha ilerleyip sahildeki banka usulca oturdum . İstanbul bu yüzden güzeldi .Sırtında uğursuzluğunu getirmiş bir arsıza dahi sorgusuz kucak açıyordu. Dudaklarımdan bir iki  dize döküldü .

Koynumda deniz kokusu eşliğinde . Bir  vapurunun güverte ışıklarına daldı gözlerim .Olabildiğince fısıldadım , sevdiceğim den gayrı kimse duymasın , saklı kelimelerimi diye.

 

Bir gün yakalanabilirim .Akademisyen olamayabilirim . Gözlerim kepenk kilitlerine değil belki de bir çift zeytin gözlere takılır.

Belki de göbek bırakırım .

 

Bir kaç kedi yavrusu miyavlarken denizin doldurulduğu devasa kayaların içinden, ürperme geldi kaçmaktan yorulmuş tedirgin yüreğime .

Durma zamanının geldiğinin işaretiydi sanki , bu küçük kedilerin açlıktan titreyen sesleriyle miyavlamaları.

Dedim ya çok koştum gene düşüncelerim sekiyor oradan oraya …..

[ Tedariksiz abdeste giden domala domala taş arar  ]

– Atasözleri ve deneyimler ansiklopedisi  – 2013 – İstanbul

Mahmut Sami BİRİCİK

Cem Mumcu – Makber

Cem Mumcu’nun kitaplarıyla yeni tanışmaya başladım. Okuduğum bu ikinci kitabı; Makber. Elinize kitabı alıyorsunuz ve birkaç saat içerisinde bittiğini fark ediyorsunuz. İlk okuduğum kitabı Arafta ve Düşlerde’den sonra bir duraksama yaşamıştım. Aynısı bu kitapta da oldu. Birkaç saat ağzımı bıçak açmadı. Kitabı bitirdikten sonra insanın konuşası gelmiyor. Zihniniz hikayenin karakterleriyle dolu oluyor. Öyle bir anlatım tarzı mevcut ki kafanızda karakterleri hayal ediyor ve hikaye genişledikçe hepsini yerli yerine koyuyorsunuz.

 

Kitap size bildik bir ders veriyor.  Karakterlerden İnayet Hanıma kitabın sonlarına kadar okuyucuya bir kin duyduruyor. Olmaz böyle kadın dedirtiyor. Fakat kitabın sonunda İnayet Hanımın yaşadıklarını anlatıyor ve yaptıklarının yaşananlarla bağını kuruyor. Okuyucu da İnayet Hanımla ilgili kötü düşündüğü için üzülüyor. Bir de ben Muharrem’i merak ediyorum. O küçük çocuk büyüdü mu büyüdüyse ne oldu. Yazar bu derecede sizi etkiliyor vesselam.

 

Son olarak; mesleği ne olursa olsun eline kalam alan herkesin niteliksiz kitaplar çıkardığı şu zamanda bir pskiyatristin dünyasından makberi okumak çok iyi oldu.

 

Entel Takunya