Taksim Gezi Parkında Takunya Sesleri Yankılansın ..Sesimize Kulak Verin

Gençlik ne halde diye soran dedelere, ninelere, babalara ,annelere ,amcalara ve tüm büyüklerimize ….
Komşusu açken tok yatan bizden değildir…..

Muhalefet etmeyi beceremeyen oy verdiklerimizin veya vermediklerimizin veya iktidar olsun diye oy verdiklerimizin beceremedikleri dayanışma örneğini sergileyip bir ağacın gölgesinde buluşan tüm doslarımıza selam olsun . Dünyada yaşadığımız hayatı bir ağaç gölgesinde dinlenemeye benzeten peygamber efendimiz  Hz . Muhammet Sav. Yolunda giden biz inananların ağaçları kesmesi akla ziyan bir durumdur.
Efendim yerine şu yapılacak yerine bu yapılacak her şey halkın sıhhati için seslerini duyuyorum etrafta. Diyelimki bizim için arkadaş bunu neden döverek anlatıyorsun . Neden üzerimize gaz sıkıyorsun . Neden mesela beşiktaş iskelesine giden yolu bir otelin işletmesine verip yola bariyer çekiyorsun … Örnekler çoğaltılabilir…
Milli gelir düzeyi yükseldikçe bizim ülkede yediğimiz sopanın dozajıda o ölçüde artıyor. Biz zamanın da beyazıt camiinde cuma günleri yediğimiz sopalarda hep derdikki bu günler bitecek aydınlık gelecek. Belki bugun bizim dertlerimiz çözülmüş gibi görünebilir ama her düşünceye ve her inanışa eşit mesafede durmadığımız ezilen ve zulum gören insanları gözetmediğimiz müddetçe biz asla bu dünyadan haklarımız ödeyip gitmiş olmayacağız. Bu gun taksimde sopa yiyen bir arkadaş evinde oturup yediği dayağı televizyondan izleyen birine hakkını helal etmezse halimiz ne olacak. Aynı gölgede dinlenmek için bu dünyada olduğumuzu unutmayalım .
Bugun bu ülkede veya dünyanın herhangi bir yerinde biri zulum görüyorsa ve haksızlığa uğruyorsa hesabı bize sorulur . Allah yardımcımız olsun .İktidarı değil doğruyu adaleti savunmaktır müslümanın görevi.Çünkü peygamber efendimiz Sav. dediği hepimize bir ödevdir.
“Dünyanın bir ucundaki bir Müslümanın eline bir iğne batsa sen onu hissetmelisin”

 

                                                                           Mahmut Sami BİRİCİK

 

Bu aralar inziva vakti……

takunyasesleri

Karalama girişimlerimin gereksinimlerimi gidermediği dönemleri idrak ediyordum şu sıralar .Kalem illa kontrol etmeliydi ki çark dönebilsin . Sistem böyle dizayn edilmişti . Kendimi topraklamayı bile düşündüm ama çoraplarımı çıkarmak dahi zor geldi.  Çünkü biz bu toplumun ayakkabı giyenleri olarak ulu orta paçalarımızı sıvayamazdık. Eskilerin dediği gibi ‘’çıplak ayakla toprakta yürümek ‘’  hayaldi  biz modern dünya insanları için ….. Beklide sadece bacak bacak üstüne atınca rahatlıyordu ayaklarımız.  Birer birer sırayla biri yorulunca diğeri… Çalışma saatlerimizdeki dinlenmeler bile sıraylaydı .Önce biri sonra diğerleri…. Aslında maksat yan yana gelmememiziydi muamma…. Esnek çalışma saatleri hep altıdan sonra esnekti bir makineci arkadaşımın dediği gibi…. Hiç sabahları esnetemezdin illa sekizde açılmalıydı monitörler.Zaten günümüzde dünyaya her sabah açılan kepenklerimizde monitörlerimiz  değil mi artık..

Ben ne diyorum ya tamda ileri demokrasinin dünyaya hakim olduğu günümüzde … Gerekirse gelişmekte olan ülkelerde vatandaşlar 16 saatte çalışmalıydı bir ekonomi bakanın söylediğine göre. Neyse gelgelelim kendi durumumuza dedim ya kurşunkalem gitti geldi kontrol kalemi …. Hayırlı olsun ademoğlu . Modern dünyanın fazla mesai yapan çalışanları . Hayırlı olsun devletimin yegane memurları ve hayırlı olsun aldığı asgari ücretten vergi kesilen taşeron firma işçileri……….Maaş ayın kaçında yatıyordu bu arada..

                                                           MAHMUT SAMİ BİRİCİK

Necip Fazıl’ ın Ölümünün 30. Yılında Saygıyla…

GENÇLİGE HİTABE…

Birincisi iki buçuk asır… Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet… İkincisi üç asır… Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet… Üçüncüsü bir asır… Allahın, Kur’ân’ında ‘belhüm adal-hayvandan aşağı’ dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret… Ya dördüncüsü? …. Son yarım asır! .. İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedî helâke mahkûmiyet… İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören… Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi… Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilâkı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik…

Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün ‘dikey’leri ‘yatay’ hale getirecek bir çığlık kopararak ‘mukaddes emaneti ne yaptınız? ‘ diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik…

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik…

Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında ‘Hakimiyet Hakkındır’ düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik…

Emekçiye ‘Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın! ‘ diyecek… Kapitaliste ise ‘Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ‘ ihtarını edecek… Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik…

Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik…

‘Kim var? ‘ diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert ‘ben varım! ‘ cevabını verici, her ferdi ‘benim olmadığım yerde kimse yoktur! ‘ fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik…

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispetle usûle, stratejiye uygun bir gençlik…

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik…

Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi, mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hâsılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik…

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara ‘siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! ‘ diyecek ve gerçek müslümanlığın ‘nasıl’ını ve ‘ne idüğü’nü her haliyle gösterecek bir gençlik…

Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezayı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O’ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak tanımayacak ve O’nun düşmanlarını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik…

İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum. Şekillenmesi, billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerimden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil! Allahın selâmı üzerine olsun…

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!