Birkaç Satır

çok sıradan geçerken hayatım,

sorguladım eski takvim vapraklarımı.

özlemini duydum ekside kalan,

taş plakların cızırtısını.

acısını duyarken mazinin

yüzümü gülümsetti bu duygu karmaşası.

 

 

sahip olamadığım ihtiyaçlarıma sevindim,

benim olsalar sıkılırdım onlardan,

küçükkende böyleydim,

sevemiyorum geçici hazları.

 

 

koca deniz varken

olta ucundaki yeme neden ihtiyaç duyar bir balık?

işte o balık gibi ecele susamışım,

derinlikler yerine sığ sulara sığınmışım.

 

düşer diye korktum,

almadım elime testiyi,

testiyi testi yapan suysa

ben sususz mu kalmalıyım.

bir yaprak bile izin alırken yere düşmeye

attığım adımlarımın hesabını

önce kendime sormalıyım.

Hamit ÇALIŞKAN

Bazuka – Murat Uyurkulak

     Bu hafta kitaplığımızdan nihayete eren kitabımız; yine Murat Uyurkulak’ tan Bazuka(Aşk, yanlızlık ve şiddete dair hikayeler) adlı kitabı. Geçenlerde okudğum tol romanı üzerine ki okurken çok zorlanmıştım. Şimdi de cesaretimi toplayarak bazukayı okuyayım dedim. Tol dan daha çok hoşuma gittğini söyleyebilirim. Birbirinden bağımsız dokuz hikayeden oluşuyor. Her bir hikaye farklı bir ruh haline sokuyor okuru. Kitabı bir solukta bitirebiliyorsunuz. Hikayeler çok güzel kurgulanmış oldğundan mütteveli, okurken sıkılmıyorusunuz. Kitabın içerisinde en çok tuttuğum ve okurken kıskandığım ve çok hoşuma giden iki hikayesi oldu. İlki ergen piskolojisini anlatığı aşk, yanlızlık ve bazuka. İkincisi ise benim için vurcu darbeyi yapan hikaye budur (pembe.) Kitabı takitirlerinize sunuyorum, fırsatınız varsa okuyun. Saygılar.

Entel Takunya

 

Karışık İşler

  

    Yeni bir güne merhaba demeye hazırlanan şehrin, yeraltında son metroyu beklerken… Montumun fermuarını çekince, boğazıma doluyor sevdiceğimin kokusu genizlerime kadar.İliklere işleyen soğuğa ev sahipliği yapan rutubetli istasyonda, yalnızlığımı paylaşan bekleme koltuklarına bırakıyorum bünyemi.Trenin sesi duyulunca tünelin karanlık ucunda irkilerek kalkıyorum. İçimde ihanet pişmanlığıyla ahşap koltuklardan.

   Vuruyor dehşetengiz bir hışımla gelen vagonların rüzgarı tokat misali yüzüme.Yanaklarım kıpkırmızı, utanarak biniyorum peşisıra gelen vagonların en tenha olanını seçip, kafamı önüme eğip, çeviriyorum gönül defterimin düz çizgili yapraklarını… Birkaç hamlede ortasını bulup, katlıyorum uçlarını geride kalan günün tarihini şerh düşerek.

MAHMUT SAMİ BİRİCİK

muallakta araf ta ve düşlerde – Cem Mumcu

    Binbir gece masallarının ikinci serisi muallakta araf ta ve düşlerde. Cem Mumcunun kısa hikayelerinden oluşan güzel bir çalışması. Serinin ilk kitabıyla alakalı bir bilgi sahibi değilim. Okumadım açıkçası. Islak takunyanın benim için derleyip göndermiş olduğu kitaplardan birisi, bu vesileyle kitabı okuma fırsatı buldum. İyiki de Cem Mumcunun kitaplarıyla tanışma fırsatı bulmuşum. Bir hikayenin bu kadar kısa ve kısa oluşunun yanında bu kadar etkileyici ve güzel olabileceğini görme şerefine nail oldum.

   Kitap, güzel kısa hikayelerden oluşuyor. Okurken sıkılmıyorsunuz bir kaç saatte bitirilebilecek bir kitap. Dili sade olmasının yanında etkiliyici. Sıkılmıyorusunz bir an önce bitirme hissi geliyor ve bir solukta bitiriyorsunuz. Bu vesileyle serinin diğer kitaplarını okumak şart oldu. Kitap dolu günler diliyorum.

ENTEL TAKUNYA

ÜÇE KADAR SAY

 

 

 

 

 

Kaça kadar saysam anlardın kendimde olduğumu

Üç mü hadi birde parmaklarınlarınla göstersene

Ben yüzden geri saymaya başladım bile içimden

 

Ne kadar havaya zıplasam inanırdın senin yanında

Kalbimin bayramı görmüş bir ihtiyar gibi mutlu olduğuna

Belkide bir gözüm hep kapıda olurdu bayramın son gününe dek

 

Yüksek sesle bağırsam avazım çıkana dek aşkımı cümle içerisinde kullanarak

Yoksa pankartmı sallasam gönlümün meydanlarınla kafanı çevirdiğin her yöne doğru

Yok yok dur ! fısıldıyorum en saf halimle kalbimin ıssız arka sokaklarında

 

Bir cep telefonun mesaj hanesine sığan karakterlerle

Nasıl kendimden emin bir cümle kurabilirim ki dört başı mahmur

Olmuyor  ! Haleti ruhiyem müsayit değil  gülücük işareti mutluluğumu ifadede zorlanıyor.

 

Oysa rüzgar gülleriyle koşturan çocuklar var gönlümün gelincik kokulu tepelerinde

Belki  arda arda sayamıyorum rakamları gözlerinin içine bakarak

Senin yanında zıplamak  erkekliğime dokunuyor inceden

Bağıramıyorum avazım çıktığı kadar sokaklarda meydanlarda

Kulağına fısıldayacak kadar  cesaretli değil ki

düzensiz atan küçük kalbim

 

 

 MAHMUT SAMİ BİRİCİK

 

Dublörün Dilemması – Murat Menteş

     Kadim dosttum, güzel insan, Islak Takunya bir gün heyecanla elinde bir kitap yanıma gelerek bu kitabı en kısa sürede okumalısın önerisi üzerine, başladığım kitabın her sayfasını heyecanla okuduğumu hala hatırlıyorum. Bu tarz bir romana alışık olmadığımdan o kadar hoşuma gitmiş ve heycanlanmıştım ki. Ben güzel şeyler okuduğum da heycanlanan tiplerdenim. Bir yazarı beğenmeyi göreyim sadık bir okuycusu ve koruyucusu oluveririm psikolojik olarak.

  Dublörün Dilemmasını iki defa okudum ve her iki okuduğumda da aynı heyecanı yakalayabildim. Okuyun işte sizde göreceksiniz. Murat Menteş şimdilerde yeni bir kitap çıkarmış, Ruhi Müceret siparişini verdim heyecanla kitabın gelişini bekliyorum. Hatta niyetim hemen okumadan biraz bekletmek. Daha heyecanlı olsun diyerekten.Yeni kitabının üstüne eski kitabının tanıtımını yapmak biraz ilginç olsada siz dilberin dilamasını kesinlikle bir okuyun.

   Son söz olarak şunu söyleyebilirim Murat Menteş’ in Dublörün Dilemması gerek kulanılan isimler olsun, gerekse konusu ve kişilerin birbirleri ile bağlantıları olsun harika kurgulanmış bir kitap. Okurken çok gülüyorsunuz ve aynı zamanda hüzünleniyorsuz.

ENTEL TAKUNYA

Sabahattin Ali’nin katledilişinin 65. yılında saygıyla…

Sabahattin Ali – Aldırma Gönül Aldırma

Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül aldırma

Ağladığın duyulmasın

Aldırma gönül aldırma

Dışarda deli dalgalar

Gelir duvarları yalar

Seni bu sesler oyalar

Aldırma gönül aldırma

Görmek istersen denizi

Yukarıya çevir yüzü

Deniz gibidir gökyüzü

Aldırma gönül aldırma

Kurşun ata ata biter

Yollar gide gide biter

Mahpus yata yata biter

Aldırma gönül aldırma

Dertlerin kalkınca şaha

Bir sitem yolla Allah’a

Görecek günler var daha

Aldırma gönül aldırma

                      ( Sabahattin Ali)

Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazan hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş. Gene bu akşam anladım ki, onu kaybettikten sonra, ben dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp sürüklenebilirim.

(Kürk Mantolu Madonna)

 Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu… Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? Çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim. Niçin böyleyim, niçin diğer kadınların farkına bile varmadıkları bir nokta bana bu kadar ehemmiyetli görünüyor?

(Kürk Mantolu Madonna)

…Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.

(Kuyucaklı Yusuf)

Kederler çok mukaddes şeylerdir; insanları terbiye eder. İnsan… Öyle bir kelime ki fenalığını anlatmak için kendisinden başka bir kelimeye ihtiyaç yoktur.

(Sabahattin Ali)

Sabahattin Ali’nin katledilişinin 65. yılında saygıyla ……

ENTEL TAKUNYA