Erken Kaybedenler – Emrah Serbes

    Emrah Serbes’ in Erken Kaybedenleri tam bir hayat hikayesi. Kahramanlar çok bizden, babasından dayak yiyen, kendinden yaşca büyük kadınlara aşık olan, mahalesinde ahkam kesen hikayelerle dolu. İnsan kendi yaşadıklarından esinlenerek birşeyler anlatınca haliyle okunası bir kitap çıkıyor karşınıza. Okumakta hiç zorlanmadığım birgünde bitirdiğim bir kitap Erken Kaybedenler. Dili üslübü çok bizden, okurken hiç zorlanmıyorsunuz. Ergen erkek hikayelerinin anlatıldığı güzel, sürkleyici, bir solukta bitirebileceğiniz tarda bir çalışma olumuş.

     Kitapta klasik Emreh Serbes tarzını görüyorsunuz sokak jargonu ağır basıyor. Belki bundan bukadar bize yakın hissediyoruz. Çok fazla edebi cumlelerin olmadıgı anlatmak istediğini anlatıp kitabı nihayete erdirdirdiği bir kitap olmuş. Kitabı okurken bukadar hoşuma gitmesinin sebebi nedeni ise; (kendimden) daha doğrusu okuyan herkezin (kendisinden), gençlik yılarından bişeyler bulabilmesiyle doğru orantılı olsa gerek.

Entel Takunya

Yedinci Gün – İhsan Oktay Anar

    İhsan Oktay Anar’ ın yeni kahramanı ihsad said’ in yaşadıklarını konu alan ilginç ve bir okadar da okunması emek isteyen yeni romanı yedinci gün.

   İhsan Oktay Anar’ ı eğer ilk defa okuyacaksınız uslubuna alışık olmadığınızdan biraz sıkılabilirsiniz, osmanlıca kelimeler sizi sıkabilir. Ama alıştığınız zaman çok büyük keyifle okuyabiliyorsunuz. Küçük bir sözlük bulundurmanızı önerir, okuyup geçmeyin derim. Kelimelirin anlamına baktığınızda daha bir severek ve anlayarak okumaya başlıyorusunuz. Kelime dağarcığınızın artacağına eminim.

    Kitabın konusunun güzel olmasının yanında konu biraz ağır işliyor. Yazarımızın feslefe profösörü olmasından müteveli güzel akıl oyunlarıda mevcut. Açıkca itiraf etmek gerekirse kitabı ilk elime alıp okumaya başladığımda, otuz sayfa okuduktan sonra kitaptan koptuğumu fark edip tekrar başa almak zorunda kaldım. Dikkatli okunması gerek, eğer sıkılgan bir karakteriniz varsa ve okuduğunuz kitap kendini bana hemen versin istiyorsanız, bu kitap size göre değil. Ama kurgudan ince hesaplanmış bir hikayeden hoşlanıyorsınız tam size göre.

                                                                                                        Entel Takunya

Şeytanı Uyandırma-John Verdon


    

     Elinizden bırakamayacağız bir John Verdon kitabı daha diyerek başlıyamayacağım ne yazık ki. Kitaptan bir türlü heycanlanamıyorusnuz. Bir olaylar dizisi ardında devam eden bir hikayesi var.Dedektif Dave Gurney olayı bir an önce çözüp kitabın bitmesini istiyorsunuz.

    535 sayfa okuduktan sonra geriye yaslanıp ben bu kitaptan ne kaptım sorusunu sorduğunuzda aklınızda koca bir soru işareti kalıyor? Acıkcası bir an önce bitmesi için aralıksız okudum kitabın ortalarına geldiğimde kitabın ön sayfasına katilin kim olabileceğini yazdım ve katil tahmin ettiğm karakter çıktı.

    Ama yinede bu tür romanlardan hoşlanıyorsanız kendi dalında idare edebilecek bir roman fakat çok fazla akıl oyunları beklemeyin.

Entel Takunya

 

Tol -Murat Uyurkulak

    

         ‘‘Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.” Cümlesiyle başlayarak insanı heycanlandıran bir kitap. Fakat kitabı okuma hevesi içerisinde olan arkadaşlarıma bir önerimdir. Sıkılacaksınız, daralacaksınız, nefes alamadığınızı hissedecek, okudukca zorlanacaksınız, küfüler etmeye başlayacak, daha anlaşılır olsaydı olmazmıydı diye sorular soracaksınız kendinize, defaatle kitabı elinize alıp tekrar bırakacaksınız, sakın pes etmeyin bitirmek için kendinizle inatlaşın. Kitap bitğinde üzerinizde inanılmaz bir yorgunluk hissedeceksiniz.

       Bu kadar eziyeti niye yapalım kenidimize diyorsanız eğer. Kitabın kurgusu ve yazarın kitabın her sayfasındaki kelimeleri işleyişi insanı cezbediyor. Yorulsanızda değiyor.

                                                                                                                                                                                                                                Entel Takunya

SALINCAK

   Kundura ayakkabı giymiş olmanın hata olduğunu gecenin karanlığında yürürken idrak etmem hiçte zor olmamıştı. Ayakkabılarımdan çıkan ritmik seslerin eşliğinde yoluma devam ediyorum, uzun ve dar bir sokakta buluyorum kendimi. Bendeki de şansmıydı hava ne kadarda soğuktu… İliklerime kadar üşüyorum deyimi duygularımı anlatmaya yetmezdi. Bir aydınlatma olsaydı bari. Göz gözü görmüyor. Bir sigara yakıyor, derin bir nefes çekiyorum. Sanki ilk defa içercesine. Şairin şiiri geliyor aklıma;

Kalitesiz bir sigaranın çekerken dumanını.

Aşkı isyan bilip acı ve öfkeyle.

Dar ağacına asılmış hayalerimi görüyorum göklerde.

Kaderi katık ederek ömrüme.

Gömüyorum kendimle birlikte sevdiklerimi toprağın en derinine.

  

    Kimin olduğunu hatırlamak istemediğim ezberimde ki şiiri arada bir mırıldanmak bana kim olduğumu hatırlatıyordu.

En kalitesiz sigaraları yıllarca ben çekmemişmiydim ciğerlerime…

Aşkım diyebileceğim biri olmuşmuydu ki hayatımda… Olmamıştı.

Toprağa gömecek kimsem varmıydı… Yoktu.

Kader hiç gülmüşmüydü yüzüme… Gülmemişti.

   Arkamdan omzuma dokunan elle kendime gelmem çok ani oldu. -Abi ateşini alabilirmiyim? Sigarayı uzatmak hiç hoşuma gitmediğinden cebimden çakmağımı çıkarıp uzatıyorum. Sigarasını yaktıktıktan sonra gözden kayboluyordu genç.

    Ritmik yürüyüşlerim köhne bir otelin önünde son buluyor. İçeri giriyorum resepsiyonda duran pezevenk tipli genç, alışkın olduğum soruları yöneltmeye başlıyor. Saatlik mi kalacaksın, günlük mü, fiyatlar ona göre değişiyor da abi. Bir gece diyorum anahtarı aldığım gibi odama çıkıyorum. Yastıklar ve çarşaflar herzaman ki gibi ter kokuyor. Kokular umrumda olmuyor ve atıyorum kendimi yatağın tam ortasına. Gözlerim ağırlaşıyor, ey güzel uyku al beni kollarına. Almıyor alamıyor; yan odada çok hızlı gelişen bir savaş mevcud, kadının seslerinden numara yaptığı aşikar, işini bitirsede gitsem diye bakıyor. Bir insan bu kadar ses çıkartabilir mi. Birkaç dakika sesler kesiliyor.

    Ani bir kemik kırılışı, yalama yapmış bir vidanın nafile dönüşü, bir florasan titremesi, bir sivri sineğin vızıltısı, boşlukta sallanan ayaklar. Üzerimden günler, haftalar, aylar, yıllar, mevsimler, geçmişmiydi? Kimse bana benzemezmiydi? Kelimelerim bu kadar acizmiydi? El mecbur vedamı edecektik? Mektup bırakmak gerekirmiydi? Dönülmez akşamların ufkundamıydım? Bir ihtimal daha varmıydı? Mütamadiyen mi almıştım bu kararı? Sonra kara bir sineğin vızıltısını yakaladım avuçlarımla. Kelimelerim vardı boğazıma düğümlenen; ama onların birtanesini bile yakalayıp derleyip toparlayamadım.

   Herkes suçlumuydu? Yalnızlık kadermiydi? Beni bu küçük tabureye iten yalnızlığa mahkummuydum, böyle mi takdir etmişti yaradan. Zerdüşte böyle mi buyurmuştu, buyuran kimdi? Görmezden gelinmek silik bir hayat sürmek… Nev- i şahsına münhasır olmakmıydı herşey. Gününüz aydın olsunlar, sahte gülücükler, kaprisler, gözünü hırs bürümüş kalabalıklar, hep daha iyisini isteyen bizler ve hiç bir zaman mutlu olamayan bizler. Beni yalnızlığa iten neydi? -Kendimmiydim. Yoksa beni bir cüzzamlı gibi gören toplum mu?

    Yüksekten suya düşen damla, ani nefes kesilişi, hırıltılar, ayak titremeleri,kanımın çekilişi, vücut soğukluğu, az önce sıcacık değilmiydim, az önce! şimdi buz gibiyim. Beyaz ışığı gördüğüm yok. Zabanilerde gelmedi,belki zamanı vardır. Ne kadarda güzel sallanıyorum, bir oyana bir bu yana.Ölmek bu kadar mı. Canım çok yandı mı acaba. Birşey hatırlamıyorum.

    Farketmeleri sabahı bulur. Ne kadar da kokarım? Hemen koku yayılır mı? Kapı gıcırtısı, birileri geliyor sanırım. Beni bu halde ilk göreni hayal etmişimdir hep. Çok mu korkar, çığlık atarmı. Resepsiyonda ki genç giriyor içeriye ne bağırıyor ne de tepki veriyor.

   Birileri doluşuyor odaya, indiriyorlar salıncağımdan uzatıyorlar boylu boyunca. Benden korkutuğu gözlerinden belli olan geç kız, bir adamın söyledikleri yazmaya çalışmakla meşkul. Sayfa sayfa yazıyorlar çiziyorlar. Birileri ceplerimi karıştırıyor. Ne bulmayı ümit ediyorlar. Gravatı takım elbisesiyle alakası olmayan adam, cebimden bulduğu notu koşa kaşa amirine götürüyor. Yakışıklı çakır gözlü duruşundan önemli biri olduğu belli olan bu zatı muhterem okumaya başlıyor.

SIR

Bi çareyim,asudeyim,acizim

Avareyim,viraneyim,hadsizim

Gayem hüsran,amelim ümitsiz

Gönlüm alışkın yokluğun sırrına

 

Mazideyim,ezeldeyim,sendeyim

Hicrandayım,hüsrandıyım,sondayım

Sinem hazin,gönlüm aşina

Kalbim alışkın yokluğun sırrına

   Duraksıyor tekrar okuyor. Yanıma yaklaşıyor. Sen şair olmalısın. Okunmayan şiirlerin şairi.

Aydın Takunya