Papatya

Kollar boşalınca eski bir sarılmadan,

Bir göz yaşı bir hıçkırma sesi ve ardından tebessüm.

Kelimesiz tarifsiz suspus bir konuşma.

Belkide bir haykırma bir çığlık iç dünyamda.

Beynimde bir yankı,

Kalbimden yankıya bir cevap ve bir soru.

Belki çok belki aşırı sevdiğimden.

Belki çok belki aşırı özlediğimden.

 

 

Hamit ÇALIŞKAN

İstifa Eden Bir Seri Katilin Telli Yapraklı Not Defteri Bölüm İki

Gökyüzü işlediğim cinayetlerin göz yaşlarını döküyordu adeta .Şiddet içerikli gök  gürültüsü, bir çocuğun zihinsel ve bedensel gelişimini olumsuz etkileyecek cinsten damlalarını, keskin nişancılara nispet yaparcasına , asgari ücret müdavimi standart insanlarına kafasına vuruyordu. Beşiktaş iskelesine doğru sipere yatmış asker misali duran, ankesörlü telefon kulübelerinden birine girip, annemin evinin numarasını tuşladım , meşgul çalıyordu. Alışılagelmedik bir durumdu lakin evin numarasını benden başka bilen yoktu. Bir an  çocukluğum gözümün önüne geldi az koşturmamıştı kadıncağız peşimden . Ankesörlü telefonun ekranını görünce ,  geçmişe yaptığım yolculuk , ani bir fren darbesiyle son buldu. İl alan kodunu girmeyi unutmuştum .

Tekrar tuşlamaya başladım telefon numarasını başına iki yüz altmış dört girerek . Depremden sonra herkes Adapazarı ‘ndan kaçarken , ben annemin isteğini kırmayıp İstanbul ‘da ki bütün mal varlığımızı satarak , vatandaşlarının tabiriyle ‘’adaya ‘’taşımıştım . Annemin sesini duymak üç uyku hapını aynı anda almak gibi rahatlatmıştı bünyemi .Bir müddet hava durumu bilgilerini ,sabah haberlerine bağlanan meteoroloji  mühendisleri gibi anlattıktan sonra, artık bu işi bırakmam gerektiğini usulca,  iki yüz altmış kilometre yokmuşçasına ahizenin diğer ucundan kulağıma fısıldadı . Haklısın anne diyerek konuşmamı nihayetlendirdiğimde saat altıyı altı geçiyordu. Hakka tende annem beni düşünüyordu.

Çelişkili düşüncelerimi ,telefon kulübesinin üzeri karalanmış demir direkleriyle baş başa bırakıp,  taksim dolmuşlarına doğru yürümeğe koyuldum .Asmalı mescide gitmem gerekiyordu .  Yeni cinayete söz konusu olacak sahsın bilgilerini almak için .Dolmuşun kültür merkezinin  önüne geldiğini kalkmak için üzereme abanan hatunun hareketlerinden anladım . ( İçimden annesi hanımefendiyle kendilerine kardeş çalışmasını gerçekleştirmiştim bile . )

Asmalı mescid diye adres verip tünelde bekleyen vatandaştan dosyayı alıp,  Karaköy de Kadıköy vapurunu beklemeye koyuldum . Dosyayı incelerken bir yandan vapurun yanaşma çabalarını gözlemliyordum . İskeleyle kucaklaşan vapurun aşk resitalini hiçe sayarcasına , tuvaletin yolunu tuttum büyük usta Barış Manço ‘ nun adının yazdığı tabelanın yanından geçip .

A dört kağıtlarını yakıp , boğazın şefkatli kollarına bıraktım kendimi.  İnce belli çay bardağımla , sevgilisinden yeni ayrılmış vapurun gözüne sokarcasına,  düzeyli  bir aşk yaşıyordum . Hararetli bir tartışma programı vardı,  vapurda açık olan televizyondaki haber kanalında . Ben ise alttan geçen yazıları takip ederek,  üst taraftaki yaşananları protesto ediyordum kendi çapımda . Son dakika diye  kalın beyaz puntolu harflerle yazılmış,  kırmızı  bir alt yazı girdi. İşadamlarını  taşıyan Airbus bilmem ne tipi özel bir hava yolu şirketine  ait yolcu uçağı düşmüştü. Canlı yayına , uçağın düştüğü yerin yakınlarındaki köylüleri bağlayıp, olayla ilgili bilgiler alıyorlardı.

Vapurdan inmek için hareketlendiğimde,  düşen uçaktaki  yolcu bilgileri ekrana gelmeye başlamıştı .istemsiz bir o kadarda meraklı bir biçimde ekrana yaklaştığımda , listedeki fanilerden birinin bana gönderilen isimle aynı olduğunu fark ettim . O esnada cep telefonuma başında gülücük işaretiyle numarası görünmeyen bir telefondan mesaj gelmişti. ‘’ Ömür adamsın vur deyince öldürüyorsun ‘’

Uçağı düşürebileceğimi nasıl düşünmüşlerdi acaba  . Sonuçta maksat bir şekilde  hasıl olmuştu . Boğaz dertlerimi dinlemeden ,çareme derman olmuştu .Garip bir tılsımı vardı boğazın, derdini anlatanı sınırsız sabırla dinliyordu yıllardır. Benimkine ise  hiç anlatmadan,  yardımcı olmuştu . Vapur iskeleye yanaştığında sürme iskelenin üzerinden geçen kalabalığı beklemeden , korkulukların yanından atlayıp koşar adımlarla , Haldun Taner sahnesinin önünde üzerime sortiler yaparak gelen çiçekçilerden kıvrak hareketlerimle uzaklaştım ….  Tek  başına elleri cebinde bir insan,  papatyayı ne yapabilirdi ki ben alacaktım . Israr etmelerinin ,yüz ifademi bile değiştirmemesinin anlaşılmasının ardından ,yol vermeyi seçip beni yalnızlığımla baş başa bıraktılar .Mp3 çalarımda Hüseyin Turan  dan adlı sanatçının ‘’Acayip hayvanlara benziyirsen ‘’  parçası çalıyordu. Artık kendimle baş başa, hızlı adımlar savurduğuma göre ,biraz tebessüm etmemin kimseye bir zararı yoktur diye düşünürken, bir yandan da önünden geçtiğim dükkanın vitrin camında saçlarımı düzeltiyordum .Ara sıra gülümsemek iyi geliyordu, bu zayıf ve çelimsiz bünyeye.  İşleyecek bir cinayetimde kalmamıştı  lakin düşen uçakta ölen iş adamının parası peşin yatmıştı .  Cami ile ayakkabıcıların arasındaki ince sokaktan kendimi yukarı doğru sürükledim . Arnavut kaldırımlar anlardı ancak adımlarımın şiddetinin sebebini. Kadife sokağın girişindeki barın ,en dipteki son masasına oturdum .Bira ile patlamış mısır söyledim. Derin bir nefes ile biramdan bir yudum aldım . Çalan müziğin endişeli tonlarına aldırmadan, kuruyemiş tabağında hararetli bir  çalışmadan  sonra bulabildiğim bir adet  Antep fıstığını ağzıma attım .Dişlerimle hummalı bir kabuk kırma mücadelesi verdikten kabuklarını yere tükürdüm . Sigara paketinden  bir kısa ikibinbir yakıp ,gecenin müzikli karanlığına kendimi bıraktım .Biraz dumanlı ve gürültülü bir geceydi. Bardağın altındaki selpakla masanın üzerine dökülen kuruyemiş kabuklarını sildiğimde biram nihayet bitmişti.  Ritimlere ayaklarımla eşlik etmeye çalışırken bir bira daha söyledim . Nasıl olsa gece uzun olacaktı.

 

                                                                               MAHMUT SAMİ BİRİCİK

SOL YANI BOŞ YOLCULUK

 

 

 

 

 

 Otobüsteyim

Dışarıda şiddetli bir yağmur  yağıyor .

Yolcuların birinin kucağında üç yaşlarında bir velet

Buğulanan cama elini değdirip

 Camdan süzülen yağmur damlalarına

Bakıp şen kahkahalar atıyor .

Bir trafik sıkışsa diye düşünüyorum

Belki biraz daha geç kalırım eve .

Fermuarımı açıyorum çizmelerimin

Ayaklarım birazcık ferahlasın diye.

Yaşlandığımı hissediyorum galiba

Yirmi yedi yaşımın ortalarına geldiğim şu soğuk kış günlerinde  .

Bacaklarımdaki sızlama onaylıyor adeta yaşlılık fermanımı

 Mahalleye dalıyor otobüs kavşaktan kıvrak bir manevrayla

Yağmur yaşıma hürmet eden bir çocuk gibi hızını yavaşlatıyor

Rüzgar olanca kudretiyle ağaçlarını terk etmiş  yaprakları

Üzerime  savuruyor  kapı açıldığında .

İçimde bir pişmanlık yüzümde tatlı bir tebessümle

Sensiz bir kere daha ayak basıyorum

Rutubetli dünyama .

 

                                                               MAHMUT SAMİ BİRİCİK