SIR

Bi çareyim,asudeyim,acizim

Avareyim,viraneyim,hadsizim

Gayem hüsran,amelim ümitsiz

Gönlüm alışkın yokluğun sırrına

Mazideyim,ezeldeyim,sendeyim

Hicrandayım,hüsrandayım,sondayım

Sinem hazin,gönlüm aşina

Kalbim alışkın yokluğun sırrına

ÖZKAN AYDIN

ACAYİP HAYVANLARA BENZİYİRSEN


Ne diyor bu ıslak takunya : Son günlerde ülkede yaşanan tartışmalar ile ilgili kaleme alınmıştır . Gayet düz mantık yazılmış olup sıradan basit şeylerden bahsetmektedir . Tek derdimiz bir tutam daha özgür olabilmek .

Özgürlük tanımı devletler tarafından yapıldığı için ,sıkıntılı durumdadır günümüzde.Devletler yönetmek istedikleri toplumlara önce belirli korkular üretirler .Ardından da bu korkularla yaşamalarının öğrenmeleri gerektiğini anlatırlar. İşsizlik , terör , din , vicdan vs. örnekler çoğaltılıp genişletilebilir. Her birey kendisine gerektiği ölçüde bu korkudan nasiplendirilir ve yaşaması gereken hayat standardını bu ölçüde belirler .Standardının çizgilerini değiştirmeye kalktığı anda ,korkular kendini göstermeye başlar ve bulunduğu konum mevki vs. neyse orasının en güvenli olduğu duygusu kendisinde ağır basmaya başlar ,değişiklikten vazgeçer. İnsan denilen toprak parçasını ise bu dünyada ki diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri ise düşünebilmesidir veyahutsa düşünebildiklerini uygulayabilmesidir. ‘’ İnsan düşünebildiği kadar özgürdür ‘’diye bir söylem vardır ki insanı en iyi anlatan sözlerden biridir .
İşin inanç boyutuna baktığımızda ise kul ile yaradan arasında herhangi bir kimse yoktur . Kul yaratanı ile arasına birini koyduğunda şirk koşmuş olur. Yerkürede ki yaradılışının temeli tamamen bunun üzerine kurguludur .Kayıtsız şartsız yaratıcısına teslim olan insan aracılardan tamamen arındığı müddetçe bir kul olabilir.
Günümüzdeki vatandaşlık modelini incelediğimizde ise düşünmeyen , talep eden ,sorgulamayan , hak arayamayan kısacası bastırılmış ,devletin kendisine biçtiği kadar özgür (parası veya inandığı kadar) adaletten yoksun kendisi için değil başkaları için yaşayan , eğitimsiz (kendini devletin istediği kadar eğitebilmiş) tarih bilincinden uzak gelecekten umutsuz bireylerle karşı karşıya kalırız. .
Yaşamaya yöneltildiğimiz evlerden, alışveriş için gittiğimiz yerlere , hacet giderdiğimiz tuvaletlere kadar her şey devletlerin vatandaşlarına tanıdığı ölçüler oranında özgürdür ve ihtiyaçtır..
Oysa aslolan özgür insan , kimseye boyun eğmeyen, kendi belirlediği kadar ihtiyaçları olan ,kendi istediği kadar yiyecek ve giyecekle hayatını idame ettiren ,kendi istediği okulda, kendi istediği ülkede kendi istediği eğitim siteminde ,kendi okumak istediği dilde dinde eğitimlerini alan , kısacası özündeki kadar saf , düşünebilen gerektiğinde uygulamaya geçirebilen canlıdır , gibi geliyor bana .Yoksa acayip hayvanalara benziyoruz ….

Mahmut Sami BİRİCİK

İstifa Eden Bir Seri Katilin Telli Yapraklı Not Defteri Bölüm Üç

 

GAZETECİ CİNAYETİ

İzmit merkezden binen pişmaniye satıcısı ile dost olmamız an meselesiydi. Bir merhaba desem belki yıllardır gidip geldiğimiz yoldaki onca yaşanmışlığı ,adaya varana kadar üzerime kusacaktı. Üç lira verdim ve pişmaniyemi aldım .Kısa ve öz bir ticari paylaşımda bulunduktan sonra pişmaniye poşetinin ağzını kapatıp ,yanımdaki koltuğa koydum. Afiyet olsun ,dedikten sonra kopartmanın kapısını açıp, pişmaniye ülkesindeki krallığına geri döndü kendileri .
Bu afiyet olsun lafına ,ilk yıllarda pek alışamamıştım lakin ada pazarını görmeden pişmaniyesini bitiren yüzlerce insanı görünce ,sözün anlam ve önemi kavramam hiçte zor olmadı. Yıllardır aynı film tekrarlandığı için, ticari zekasını başrol oyunculuğuyla taçlandıran pişmaniye ülkesinin kralı pişmaniyeci amca, tren ada pazarına girmeden sahneye son defa daha çıkar ve hediye etmek için aldıkları pişmaniyelerini yemiş pişman seyircilerine ,birer kutu daha pişmaniye satardı.
Pişmaniye paylaştıkça artan bir tattı aile hayatımın içerisinde .Ne zaman annem aklıma gelse ,pişmaniye isterdi canım .Anne yüreği denilen şey ile pişmaniyenin bu denli benzemesinin altında yatan neden de ikisinin de çabuk dağılıp kolay toparlanamamalarıydı belki de.
Ülke çapında ses getiren mizahi yazılarıyla tanınan bir gazetecinin ismini almıştım son mesajımda. Amerikan filmlerindeki gibi gizlilik temel kaide değildi bizim ülkedeki cinayet işlerinde. Ya mesaj atarlardı ismini yada kuryeyle şahısla ilgili bir dosya gönderirlerdi .
Bu yazarın imside mesaj olarak gelmişti .Aslında günlük takip ettiğim gazetelerin birinde yazıyordu bir aralar. Keyiften yoksun siyasi olayları ,Ankara gündemini ve ekonomik verilerle ilgili analizlerini mizahi bir dille anlatmasından mütevelli politikaya ilgi duymama vesile olmuştu kendileri.
Ülkede yaşanan onca karmaşayı mizahi bir dille anlatıp, birilerinin tepkisini çekmemesi garip bir durum olurdu zaten. .Yazdığı yazıları artık okuyamamanın verdiği sıkıntıyı duyarken, kedilerini öldürecek olmam ,bir yandan da içimde garip bir mutluluk hormonunun salgılanmasına neden oluyordu. Merak etmem gereken şeyler arasından bir tanesi daha eksilecekti ,beklide bundandı inceden mutluluk duymam .
Çalıştığı gazeteden kovulduktan sonra ,sosyal medya üzerinden takip ediyordum kendilerini . Sosyal medyayı iyi kullanan yanılmıyorsam da sanal alemin ilk dönemlerinden beri bu platformda var olan akil adamlardan biriydi. Twitter üzerinden takipçilerine gönderdiği mesajlarda tehditler aldığından bahsediyordu. Her tehdit kan kokmuyordu kapitalist sistemde bir raddeye kadar, önce ekmekle ilgili sıkıntıya düşürüp ,sonra istediklerini dayatma yöntemine gidiyorlardı .….

Ademoğlu öldürülmeyle ilgili bir tereddüt duyduğunda, dandik bir o kadar da işlevsel ‘’demirden korksak trene binmezdik ‘’ atasözünü söyler, iş ekmek ile ilgili bir tereddüt ise genelde boyun eğmeyi seçerdi. Nihayetinde kapitalist düzenin getirdiği ihtiyaçlar silsilesi vardı ve alınmaları gerekliydi. Bunlar likidite bazlı şeylerdi, kazanmak lazımdı ki ihtiyaçlar giderilebilsin.
Lakin bizim yazar çetin ceviz çıkmıştı ilkelerinde ödün vermiyordu. Bu güne kadar yazı yazdığı kalemi ölüm fermanına düet yapsa vazgeçmek gibi bir niyeti asla olmamıştı.
Niyet önemliydi lakin bana da mesaj gelmişti bir kere. Kara toprakla kavuşmasına sayılı günler vardı fakat oda her fani yaptığı gibi ölmeyecekmiş edasıyla yaşamaya devam ediyordu.
Bir iki haftalık takipten sonra maktul adayım artık avucumun içindeydi. Bir trafik kazası organize etmiştim kendileri için .Sözünü sakınmayan mert insan ‘’SEZGİN ALTIKULAÇ ‘’ın hazin ölümü . Elim bir trafik kazası onu aramızdan ayırdı başlıkları atılacaktı.
Araba kullanmıyordu kendileri her Çarşamba asmalı mescide arkadaşlarıyla takılır sarı dolmuşlarla Anadolu yakasına geçerdi . İki haftalık takibim esnasında bir gece sarı dolmuşta yan yana oturup Kadıköy e kadar sıkıştığımız oldu. Bilse ki benim onun sonu olduğumu hiç hayırlı geceler der miydi dolmuştan inerken bana .
Onun için güzel bir trafik kazası düzenledim Her şey çok mükemmeldi. Hem sarhoştu hem de kırmızı ışıkta karşıya geçmişti yüzde doksan kusurluydu.
Allah rahmet eylesin iyi bir yazardı belki de yarım kalan romanı en çok satanlar listesinde top onda olacaktı .
Nihayet Arifiye görünmüştü .Mp3 çalarımda Parva-Mosem E gol parçası çalıyordu. Yarım yamalak dilimin döndüğünce eşlik etmeğe çalışmalarım, farsça bilmememden mütevelli komik bir duruma düşmeme neden oluyordu karşımdaki pişmaniye yemenin verdiği mutluluğu hazım etmiş adamlara karşı . kafa ile selam çakıp hayırlı akşamlar hafıslar deyip ayağa kalktım .
Sonunda Adapazarı girişteki ziraii donatım fabrikasından kalma arazi üzerine kurulan parkı görmemle neşem yerine gelmişti. Adapazarı garına gelmemizle heyecanım yerini rahatlamaya bırakmıştı .Hepimiz HAFIS dık en nihayetinde HAYIR OLSUN gecemiz .

Bazı pekte önemli olmayan fakat akılları kurcalayabilecek detaylar ;
1-Hafıs : Adapazarı dolaylarında sık duyulan bir hitap şekli .
2- Mp3 çalarda çalan parça : Parva Mosem E Gol
3-Yazar ismi gerçek değildir .
4-Not defterinde geçen isim ve kurumların gerçek hayatla bir ilgisi yoktur.Tamamen hayal ürünüdür .

MAHMUT SAMİ BİRİCİK