BİZİM GİBİ DELİLERE HER GÜN BAYRAM

Ülke olarak anlayıştan uzak ötekileştirenin peşinden koşulduğu garip dönemlerden geçiyoruz. Hükumetler değişiyor ,dünya değişiyor fakat biz hala aynı yerdeyiz.Artık dünyaya baktığımız pencerelerin değişmesi lazım .Dünya üzerindeki her bireyin parmak izleri bile farklıyken kan grupları dahi birbirini tutmazken nasıl olur da aynı şeyleri düşünmesi bekleyebiliriz.

Yıllardan beri ülkemizde uygulanan poltikaların yürümediğini başından beri belli dayatmalarla ayakta durduğunu ve ilerlediğini hep beraber görmekteyiz. Şapka giydirilerek eğitilmeye çalışılan bir milletin torunları olan bizler ise kapitalist sistemin dayatması olan bir hükumet ve muhalefetle karşı karşıyayız. Bir tanesi kutlamalar şöyle olacak diyor ona muhalefet eden diğer parti ise hayır efendim bu böyle olacak diyor. Madem bu kadar ince ruhla düşünebilen hükumet ve muhalefete sahibiz neden ülke kaynaklarının eşit olarak paylaştırılması konusunda da bu kadar hassas değiliz. Geçen sene okullarda dağıtılan süt ihalesinde muhalefetin rahatsız olduğu durum sadece iktidara yakın insanların bu ihaleleri alıp zengin olduklarıydı. Başbakanda çıkıp açıklama yaptı ”hayır efendim bu işi yapan herkese ihaleden pay verdik” dedi ve tartışma bitti. Yani ortadaki problem pastadan alınan payların dağıtılması durumuydu.

Vatandaşın gözünden yaşanan olaylara baktığımızda ise belli kalıplarla gazetelerde köşe yazarlığı yapıp muhalefet edenlerin peşinden gidenlerle , hükumete yakın görünüp iktidara yaranmaya çalışan köşe yazarlarının dediklerini doğru kabul eden insanların birbiriyle adeta sidik yarıştırdığını görmekteyiz. (Buradaki sidik tabiri kaba değildirdir aksine çok yavan kalmaktadır) Sosyal medya üzerinde insanların tepkilerini ölçtüğümüzde ise çok basit ilkokul mantığında yanındaki sıra arkadaşı saçını çekince ağlayarak öğretmenine şikayet eden tipleri görmekteyiz. Oldukça basit sıradan bir fotoğrafın altında dünya görüşünün ne olduğu belli olmayan bir adam tarafından söylenmiş bir iki sözü anlamadan paylaşan bireylerin sırf muhalefet olsun veya iktidara yaranmak olsun diye paylaştığı şeyleri görüyoruz. Aslında burada kasıt vatandaşın bak aslında ben boş adam değilim bak işte aslında durum böyleymiş veya durum aslında çok iyiymiş tarzında bir ikilemin içinden birisini seçmeleri durumu .

İnce ruhlu insanlar hipodromlarda veya yürüyüşte olacaklarmış yarın .Biz bir kaç iyi adam ise yarın oturup düşüneceğiz .Bu ülkede asgari ücret ne zaman açlık sınırlarıyla aynı rakamlarda konuşulmayacak. Yalakalık ve dalkavukluk ne zaman tarihin tozlu raflarına gömülecek . Osmanlı döneminde beğenilmeyen harem kültürünün aslını ortadan kaldırıp ülkeyi koca haremlere çevirip tuttuğunu patronların eline verenlerden hesap soracağımız günler ne zaman gelecek . Bütün bunları düşünebilmemiz için alternatifler gerekli .Farklı insanlara söz vermemiz gerekli .En temel faktör ise o eskiden kapısına borç verilir yazan insanlardan gerekli .

İnşallah tahammül etmeyi dinlemeyi yeri geldiğinde de durmayı öğrenmeye başladığımızda ise her şey değişmeye başlayacak .Politik olma veya apolitik olma durumlarına insanların tiplerine göre değil konuşmaya başladıkları anda karar verilmeye başlanacak işte o gün sözler değerli olacak ,bugün farklı düşünen yarın daha farklı düşünecek , bir sonraki gün ise belki susarak fikirler ortaya atacak .

İster yarın yürüyebiliyor olun ister yürüyemiyor olun lakin her konuda bu kadar ince fikirli olun .Asgari ücretle geçinmeye çalışan insanların sırtından vergiler alıp sırf sınırın öteki tarafına biraz daha yakın oturdukları için farklı düşünüp bunları eyleme döküyorlar diye fikirlerini değiştirmek için askeri harcamalar yapan bir ülkede yaşadığımızı unutmayalım . Gelecek bizim için aydınlık olur inşallah.

Dönen bir topun üzerindeki dairesel hareketlerden mütevvilli kararıp aydınlanan yerkürede iyi birer insan olarak ölebilirsek ne mutlu bize . Bizim gibi delilere her gün bayram gününüz güzel fikriniz ince olsun .
MAHMUT SAMİ BİRİCİK

BÖLÜM – 5 (MODERNLEŞME VE İŞ HAYATI)

Moderniteyi kapitalist sistemin getirileriyle birlikte değerlendirdiğimizde, ortaya çıkan paradoks şudur ki; tüketim çağı insanın ihtiyaçlarını karşılamak ve sermaye sahiplerinin daha fazla kazanmalarını sağlamak adına çok fazla çalışmak zorunda kalan bir topluluğunun oluşmasıdır. Şu bir gerçektir ki modernist ve kapitalist anlayış duyarsız insan toplulukları oluşturmayı başarmıştır.

Bu topluluk; ruhsuz, duyarsız, kendinden ve çevresinden habersiz, yaşanan en acı olaylara tepkisiz kalan bir topluluk haline getirilmiştir. Bu duyarsızlaşmanın en başta gelen etkeni (sizlerde taktir edersisiniz ki) işsiz ve buna paralel olarak aç kalma düşüncesidir. İnsanlar geçim kaygısına düşürülmüş haklarından yoksun bırakılarak sermaye sahiplerinin kölesi haline getirilmiştir.

Bu kadar ekonomik sıkıntı içinde kıvranırken, haklarımızdan yoksun bırakılmışken ve insan onuruna yakışır bir ücret alamazken, geçim derdine düşmüşken, insanların bu sıkıntılara nasıl tepkisiz kalabildiği sorusunun cevabını vermek hiçte zor olmasa gerek.

İletişim araçları; medya, Tv kanaları, gazeteler, insanımızı derin bir uykuya daldırmış durumda ki düşünmesi gerekenleri değil, çok küçük bir zümrenin ne yiyip ne içtikleri, giydikleri,Fatmagül’ün suçu, Süleyman’ın uçkuruna, takılmış durumdalar. Anlayacağınız bizlere sanal bir mutluluk yaratılıyor ve bizlerde mutlu olduğumuzu zannederek geçiriyoruz hayatımızı. Eee ne yaparsın açız ama bunlarla mutlu olabiliyoruz….

Kapitalist anlayışın en büyük sorunu elbette ki insanları sadece üretim araçlarının bir parçası olarak görmesi, (diyerek) bu cümlenin ardından uzunca kelimeler dizmeyeceğim. Çünkü, sloganikte olsa yıllarca bu tarz yazılar okuduk ve biliyoruz bunlardan vazgeçtik artık!!! Başka bir noktaya değinmek istiyorum; önceleri biz diye bir olgu vardı birlik olabilmek yardım etmek yardımlaşmak. Vicdan diye bir kelimemiz vardı. Dostluklarımız vardı, mahallemizde bir kimse dara düştüğünde bütün mahalleli birlik olur kalkınması sağlanır yardım edilirdi.

İş arkadaşlığı diye bir kavram vardı ve önemserdik arkadaşlıkları. Biri işten çıkarıldığında üzülürdük birlik olunurdu. Bunlar ancak Kemal Sunal’ın o güzel filmlerinde kaldı artık.(Hoş Hulusi Kent men gibi patronlarımızda kalmadı.) Artık ne iş arkadaşlarımızdan haberdarız ne de oturduğumuz mahallemizden. Apartman denilen iki oda bir salon evlerimize tıkanmış durumdayız. (Çünkü) duyarsızlaştırıldık, (çünkü) her koyun kendi bacağından asılır oldu, (çünkü) bana dokunmayan yılan çok daha fazla yaşayacaktı. Bir nesil bu kodlamalarla büyümedi mi? Ne oldu bizlere!!! nasıl bu kadar kısa sürede (BEN) merkezci hale getirilebildik anlam veremiyorum.

Fakat şunu görüyorum içinde bulunduğumuz durumdan çok daha zor günler bizleri bekliyor. Öyle bir nesil yetişiyor ki sadece zengin olmak istiyor. Nasıl zengin olunduğunun öneminin olmadığı bir zenginlik. Erdem kelimesi bilinmiyor bile. Vefa İstanbul’ da bir semt adı kaldı şairin dediği gibi. Herkes mecnun olma derdin de kimsenin İsmail Abı oma niyeti yok. Herkes yanında bir İsmail abisi olsun istiyor ama onun gibi olmak isteyeni yok .(TRT 1 Leyle ile Mecnun)

Modernleşme ve iş hayatı adı altında yazmaya başladığımda aklımda olanlar çok daha farklıydı. Fakat kalemim beni buralar sürükledi, akademik bir yazı yazmadığımdan mütevellit çok ta bir problem yok, sonuçta yazmak istediklerimi yazıyorum. Bir başından bir sonundan ortaya bir çoban salata sunuyorum yinede yazıyı nihayete erdirebildiğime seviniyorum. Son olarak şuna değinmek istiyorum çalışıyoruz kazanıyoruz zenginleşiyoruz fakat en yakınlarımızdan ve zamanımızın birçoğunu beraber geçirdiğimiz iş arkadaşlarımızdan ve toplumdan uzaklaşıyor kabuğumuza çekiliyoruz. Çünkü bize yılardır öğretilen kazanmak ve daha fazla kazanmak yahut çalışmak ve daha fazla çalışmak. (Birde bu çok çalışmanın karşılığını alabilsek.)

  ÖZKAN AYDIN

MEDENİYET VE DEMOKRASi

Basit bir dünya hayatı koşturmaktan mütevelli ölüme çıkıyordu açılan kapılar. Durup düşünmek istediğim anda toplum denilen tek dişi kalmış hayvani  canavarlar sürüsü tarafından yuhalanıyordum her seferinde . Dünyanın bir tepsi olduğunu varsayan güruh aradan yüzyıllar geçmesine ve gökdelenlerde hayat sürmesine rağmen o günlerde yaptıklarını günümüzde de  görsel medya vasıtasıyla yapmaya devam ediyor. Tekerleğin icadına değişik gözle bakanlar bugün tekerleğe monte edilmiş toplu taşıma aracına binenlere değişik gözle bakıp fütursuzca yargılıyorlar .

Yerkürenin medeniyet denilen olguyla tanışma zamanı ne ne anda hasıl  olmuş o gün çarpıklıklar başlamış. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamış . Yerkürede debelenen her birey yaptığı her haltı ne zamanki medeniyet denilen ihtiyaç budalası gereksinime bağlamış  o an işler sarpa sarmış . Belki de amazonlardaki bilmem ne köyündeki okla hayvan avlayıp ateş dansı yapan adamlar gökdelenlerde oturup çalıştırdığı işçinin sigortasını ödemeyen bilmem ne holdingin patronundan daha medeni .Kırmızı ışıkta geçip falan insanın ölümüne sebebiyet veren ve yada bilmeme ne belediyesinin yol ihalesine oğlunun şirketine veren belediye başkanından çok daha medeni ve demokratik .

Dünya üzerinde bir dönem dökülen kanlar hep medeniyet kisvesi altına gizlenmişti günümüzde ise demokrasi .” Çok medeni olduk artık demokrasi zamanı  ” Acaba önümüzdeki yüzyılda ne kadar kan akacak ve o dönemin söylemi ne olacak .Sınarları ve yer altı zenginliklerinin konuşulmadığı  sadece insanların değerli olduğu hukukun egemen olduğu mümkünse medeniyetten uzak ve antidemokratik bir  yeryüzünde yaşamak umuduyla …

MAHMUT SAMİ BİRİCİK

GAMSIZ HAYAT

Ağır gelir yaşadıkların işte sırayla yaptıkların ;

*Ağlarsın hiç olmadık yerlerde, tuvalette ,banyoda , otobüste yatağında hem de öyle böyle değil baloncuklar çıkana kadar patlama noktan ney unutursun .Aklına yaşamış olduğun bütün kotu şeyleri getirir daha bir gazla daha sesli daha sert ağlamak istersin dolusundur çünkü…
* Hep aynidir replikler ‘boş bir araziye götürün beni hayata inat yırtılırcasına bağırmak istiyorum’ dersin.Arada olur öyle çünkü sesini kimseye duyuramadığında dağlara taşlara çarpıp yankılansın çınlasın istersin kulaklarında farkında değilsindir içindeki sese alışmışsındır aslında.Unutursun bir sensin aslında. Eşek bile bir çukura ikinci kere düşmez , ama sen düşersin her zaman o meşhur güven çukuruna…
* Niye ben diye isyan edersin sonra koskoca dünyada niye ben?…
İçten içe bilirsin aslında tek senin olmadığını ama dolusun ya işte ona da çatarsın çünkü sen kendince sinirini kimseden çıkarmazsın kırmazsın insanları.Korkarsın öyle yada böyle yalnız kalmaktan hayatında olanlarda kaybetmekten niye çünkü sen salaksın!…
* Sonra dido, eti puf ,ıslak kek ,çekirdek ,dondurma gibi insani anlık mutlu edip sinirinden dişlerinin kaşınmasını geçiren kalorisi yüksek ıvır zıvırlara sararsın hazmedemediğin hayatının üstüne onları çiğner çiğner hatta bazen çiğnemeden yutarsın neden mi ?

Güçsüzsün çünkü o an senden çaresizi yok bu hayatta…
* Sonra başlar uyku halleri hayattan soğuduğun için rüyanda ararsın gerçekleri kısacası yasamaya uyursun aslında unutmak için derdini ,uzun bir sure yastığın ıslaktır sabahları , içine bile akıtmayı beceremezsin neden mi ? kendinin farkına varmamışsındır çünkü aslında çok basit olan şeyleri çözümsüzleştirip birikimlerinin acısını çıkarırsın sanki biri sana ne oluyor neyin var diyecekmiş gibi umutla ama bitik…
* Son aşama bir gün bir uyanırsın bakarsın gözyaşların boşuna anlayanda yok önemseyip yardım edenden önce bir sorarsın kendine ben çocukluğumdan beri hep bizdim
simdi nerde benliğime çoğulluk
getiren sevdiklerim ?
Cevabi basit: hayatlarını kurdular tıpkı senin gibi senin yasadıklarını yaşıyorlar belki de senden daha da şiddetli
sonuçta sen kafayı yedin belki ama onlarda yedi…
Kazı kafana kadim dostum hayat sen istediğin surece anlamlı sen istemediğin surece anlamsız ve bos…
Silkelen kalk ayağa unutma sen ne kadar büyütürsen gözünde hayati o kadar acımasızca ve şiddetle EZER seni…

TIKNAZ TAKUNYA 

SAKLAMBAÇ

Çocukluğum da ki gibi durmadan icimdekileri yazasim var kucukken yazarsam icimden cikar deftere dokulur kapagini kapatinca biterdi küçücük  yirmi dört saate sigdirdigim dertlerim yada toz pembe hayallerle dolu kucucuk beynim oyle oldugunu zannederdi…
aslında güzeldir çocukluk saklambaç oynarsin herkes sobelenmis bitek sen kalmissin saklandigin yerden cikip cikmamak arasinda dusunmek kadardır korkun o kadar masum temiz ve heycanli aksam yataga tozlu terli vucudunu koyugunda ruhunda unutur mahallenin abisinin elinden zorla aldığı  şekerin uzuntusunu dustugunde parcalanan dizinin acisini ve sobelenmenin vermis oldugu kaybetme hissinin hayal kırıklığını sonra goz acip kapayinca sabah olmustur icinden dersin annem haklıymış yatıcaz kalkıcaz sabah olacak güneş çıkacak…

o gunes dogdu simdi olgunlasan sana, genc odanin penceresinden iceri…
buyumek insani olgunlastirmak yerine tabiri cahizse hayat denen o iskenceye bagisiklik kazandiriyo zamanla temposuna alistigin hersey o kadar buyuk bi hizla oluyoki sen ne yapicam diye dusunmek yerine ani kurtarmayi ogreniyosun once, yani yalan soylemeyi!…
yalan gunahti oysa kucukken Allah baba kızardı
tabakta pirinc pilavi birakirsak arkamizdan aglayacagina inanirdik oysa o kadardi korkularimiz yine masum yine temiz simdi oylemi
kimi kurban edicegimizin bi onemi bile yok yalanlarimizi savururken gunahlara girerken
yasamak cok zor bunca yalanın sahteligin sevgisiz insanlarin savaslarin ortasinda cocuk kalabilmek cok zor
bedenin buyuk goruntun buyuk cunku kimse bakmaz icindeki cocuga
hirpalarlar seni
simdi oturdugun yerden kalk bak aynaya sen bu yazdıklarımın hepsini yaşadın hic şaşmaz kimseyi atlamaz hayat
bugun benim icimdeki cocuk küstü hayata parmaklarini kitledi küsünü bozucak bi umut bekliyo aslında…
hala nefes alıyorum ama…