Gönül

Kayboldun dertler deryasında gönül.

Saklamana gerek yok gözyaşlarını,bırak aksın usulca.

Yaran büyük, yaran derin,bırak kanasin aksın oluklardan.

Düşünme artık yeter, düşünme sana hanceri saplayani.

Sabrın sonu selametse, (değer) sabretmeye gönül.

Batiyorsa gülün dikeni, gül senin değilse ve olmayacaksa senin.

Vazgeç gönül vazgeç,bırak seni anlayan anlasın.

Çınlasın kulakları yarin çınlasın.

Sesi ıssız sokaklarda yankilansin.

Duyma sen ama duyma gönül.

Cemali fotoğraflarda çerçevesiz kalsın.

H.Ç

2. Piyade Taburu 3. Koğuş

Gecenin sisi çökmüş perde perde ufuklara.
Gark olmuş hasretler saçılmış küçük bir odaya.
Camdan görülen şehrin ışıkları perçinlemiş kalplere sevdayı.
Akmış gözyaşları oluk oluk gecenin sessizliğine.
Kurumuş son damla yüzlerde.
Zifire gömülmüş küçük hayat hikayeleri.
Dillerde ise hasret şarkıları.
Ayrılmış yüzükler birbirinden.
Araya sayılı günler konulmuş.
Sevgilere geçici ket vurulmuş.
Savrulmuş yığın olmuş özlemler.
Aynı manzaraya bakan gözlerin farklı farklı yaşanmışları işlenmiş sılaya…

                                                                                          H.Ç

Melankoli

Ilık bir bahar gecesinde ağlarken buldum kendimi

Buhu yapmış cama adını yazmıştım

Tarifsiz bir sızı hissediyordum içimde…

Ve dalmıştı gözlerim

Adını oluşturan harflere…

İrkildim camın önüne konan güvercin sesiyle

Sabah oluyordu…

İnsanlar yeni güne uyanırken

Ben güneşli bir karanlık içine giriyordum…

Bölüm – 3: Tüketim ve Modernleşme

Modernitenin oluşturduğu tüketim kültürü bilinçsizce harcatma üzere kuruludur. Bu tüketim çılgınlığına insanları kanalize eden baş rol oyuncuları hepimizin bildiği üzere medya ve iletişim araçlarıdır.

   İlk olarak bizlerin her hangi bir ürüne ihtiyacımız olduğu inandırılır. İnandığımız bu duyguyla artık sahip olma duygusuda eklenmiştir. Artık ihtiyacın bir önemi yoktur. Çünkü kodlanmışızdır ve ne işe yarayacağını bilmediğimiz o ürünü almamız gerekmektedir. Yoksa huzur bulamayacağız rahata kavuşamadan öleceğimizi düşünürüz.

   Tabi bu işlerlerin uzmanları kapitalist sermaye sahipleri işini çok iyi bilmekte insanların nasıl kodlanacağını iyi analiz etmemektedir. Yoksa biz ihtiyacımız olmadığı halde bu kadar sahip olma duygusuna neden kapılalım. Biliyorlarki insan ihtiyacları ve arzuları sonsuzdur ve bunu körüklemek gerekir. Amaç biraz daha fazla satmaktır.

   Az önce değindiğim gibi insanın ihtiyaç ve arzuları sonsuzdur ve bütün bu ihtiyaçlarının karşılanması mümkün değildir. Mümkün olmadığı kesindir. Biz insancıkları, medya ve iletişim araçları rahat bırakmamaktadır. Bizlerin ihtiyacları, dizginsiz bir şekilde körüklenmekte, anlamsız ve veya bilinçsiz bir sahip olma duygusuna itilmiş durumdayız.

  İşin en acı tarafı özellikle belirli yaş gurubundaki gençlerin sahip olamama duygusuyla hoşnutsuzluk ve gerginliğe neden olmakta. Bu gerginliğin nedenini tahmin ediyorsunuzdur sanırım sahip olamayan genç çılgına dönecektir. Saldıracak ailesinden ve çevresinden hoşnut olmayacaktır.

  Bu bölümü çok fazla uzatmak istemiyorum, çünkü tüketim ve modernleşme üzerine sonu gelmeyen bir yazı dizisi hazırlamak mümkün. Ben bu bölümde yukarda kısa bir girişten sonra size aşağıda parağraflar halinde kodlamalar veriyorum varın bu kodlamalırı takip ederek boşlukları siz doldurun ve devam etirin.

  Tüketime dönük medyanın doğuşuyla birlikte tüketim toplumu oluşturulması başarılmıştır. Aşırı tüketim bireycilik ve eğlence….

   İnsanlar tüketim çılgınlığıyla satın alarak özgün ve özgür kalma hissiyatındadır. Fakat kendi yaşam tarzlarına biçim vermek konusunda ne kadar özgürdür yoksa yönlediriliyormudur yaptığı tercihlerde….

   Tüketici ahlak ve tüketime teslimiyet ile birlikte herşeyin gösterişli olmasına dikkat edilmektedir. İnsan sadece haz konfordan hoşlanan, iradesiz, kolay manüple edilebilen, maddeci, yüzeysel bir varlık haline getirilmiştir…..

   İnsan ihtiyaçları tüketimcilikle yapay ihtiyaçlar üretilerek çarptırılmaktadır. Insanların ihtiyaç ve arzuları önceden programlanmıştır. Insanlar iredesiz pasif varlıklar haline getirilmiştir…..

   Tüketim çağıda ki insanların ihtiyaçlarının hemen tatmin edilmesi gerekir gibi bir zihniyet doğurmuştur. Temel ihtiyaçlarımızı aşan bir tüketime yönlendirilmiş durumdayız…..

   Kendimize bize sunulan bir imaj çiziyoruz. Sonra başkalarının bizim hakkımızda sahip olduğu imaja göre hareket ediyoruz…..

  Çağımızın en büyük problemlerinden bir de modern bireylerin sınırsız ihtiyaçlarını, kabul edilebilir çizgide nasıl tutulacağınoktasında birleşmektedir……

                                                              ÖZKAN AYDIN

Bölüm – 2: Bireyselleşme ve Modernleşme

Modernite amacına ulaşmaya yakındır. Modernitenin amaçlarından biri de herşeyin temeline ”ben kültürünü” yerleştirebilmektir. Modernitenin oluşturmaya çalıştığı modern ve çağdaş insan tiplemesine ben kültürünü yerleştirebilmek, bir toplumun çöküşü için daha kolay olacaktır. Ben kültürü beraberinde; bencilleşmeyi, çevresinde olanlara karşı duyarsızlaşmayı, çıkarcılığı, ruhsuzlaşmayı getirecektir. Bir toplumun ruhsuzlaştırılması başarılabilirse, toplulukların belirli bir yöne kanalize edilerek yönledirilmesi daha kolay olacaktır.

    Modern kültürün oluşturduğu bireyselleşmiş insan tipiyle yeni ilişkiler kurmak ne kadar kolaysa, bu ilişkilerin sona ermesi de o kadar kolay ve hızlı olmaktadır. Çünkü mevcut sistem, insan ilişkilerini duyarsız bir hale getirerek yüzeyselleştirmiştir. Köksüzleştirilen insan ilişkileri bu nedenle insan ilişkilerinde bağlayıcı bir durum olmaktan çıkmıştır. Toplumsal ilişkilerinizi kendinizce bir değerlendirin, evde ve işyerinde ne durumdasınız. Fark edeceksiniz ki, ne ailemizi, ne de toplumsal çevremzi dinliyoruz, sadece (muş) gibi yapıyoruz. ”Yüzeyselleştirdiğimiz ilişikilerimizle” bizlerde yüzeyselleşiyor ve insan olma özeliğimizi yitirip maddeci bir yapıya bürünüyoruz.

    Düşünüyoruz öyle ise var mıyız, yoksa hissediyoruz da mı varız? Düşünebilmek eylemi zaten başkalarının tekelinde kalmış durumda. Özgür bir düşünceye sahip olduğumuzu sansakta medyaya ve iletişim araçlarıyla yahut toplum baskısıyla düşünmüş gibi yapıyoruz veya başkaların düşüncelerini tekrar ediyoruz.Bireyselleştirilerek ”duyarsızlaştırılan” insan’ın hissetme duygusu gün geçtikçe köreltilmeye başlanmıştır. Bu sayede Modernitenin getirisi olan yalnızlaşma, yüzeyselleşme neticesinde, sosyal ilişkilerimiz samimiyetten yoksun hale getirilmiş ve toplum çözülmeye ve parçalanmaya başlamıştır.

    Modern yaptırımlarla bireyselleştirilen ve ben kültürü oturtularak bencilleştirilen insana vaad edilen duygulardan birisi de özgürlük duygusudur. Fakat bireyselleşmenin getirdiği özgürlük anlayışı insanları kaçınılmaz bir şekilde egozim ve hedonizime itmektedir.Modern insan bireyselleştirilmiş ve özgürleştirilmiştir. Fakat güvensizleştirilen kendini beğenen, nefret, kıskançlık ve hiddet duygularıyla yoğrulmuş bir hale getirtilmiştir.

  Özgürleştirilen biz insanlar kendi irademizle mi hareket ediyoruz, bize hissetirlen bu özgürlük duygusu ne kadar gerçektir? Yoksa bizlerin özgür hissetmemiz mi sağlanıyor? Ihtiyaçlarımızı belirlerken, kendimizi özgür (mü) sanıyoruz yoksa öyle mi sandırılıyoruz? Medya TV kanalları, eğlence programları, alışverişi eğlence haline getiren alışveriş mağazaları, gazeteler, dergiler, okullar ve üniversiteler, çağdaş kültürü oluşturan bütün bu kurumlar bizim bu ihtiyaçlarımızı belirlemiyorlar mı

Son olarak modernleşme ve bireyselleşme üzerine belirtmek isterim ki; modernitenin insanları neden bireyselleşitirerek özğürleştirmeye yahut özgür hissettirmeye amaçladığını iyi düşünmek gerekir. Modernite bireyselleşmiş insana güçlu birkimlik (mi) yaratır yoksa zayıf bir karakter (mi) oluşturmaktadır. 

                                                                                                 Özkan AYDIN

Kavram Olarak Modernleşme

BÖLÜM – 1 ([Giriş Mahiyetinde] Modernleşmeyi Tanımlaya Bilmek.)

Öncelikle belirtmek isterim ki kaleme aldığım bu yazı dizisinde modernleşme kavramı üzerine bilinenden farlı bir şeyler bulamayacağınızdır. Mevzunun içine girerken aslında mürekkep batırdığımız bu deryanın denizlerinde bizden önce yüzen üstatlarımıza bir havlu tutmak mahiyetinde bir harekettir yazdıklarımız. Çünkü bu işin uzmanları yılardır kafa yoraraktan yüzlerce kitap ve makale hazırlamış durumdadırlar. Bizimkisi naçizane bugüne kadar gelen okumaların algılaya bildiğimiz kadarıyla kendi meşrebimizce yazıya dökülmüş halidir.

Algılamaya çalıştığımız kitapları bir kaçını sayın okuyucuya da yol göstermesi için örneklendirmek istersek en başta Alvin Toffler in (Şok ve Yeni güçler Yeni şoklar) Banu Avar ın (Kaçın demokrasi geliyor) Hans Van Der Loo-Williem Van Reijen in (Modernleşmenin Paradoksları) akla ilk gelenler.

Modernleşme kavramını günümüz şartlarıyla değerlendirerek 5 başlık altında irdeleyeceğiz;

1-(Giriş mahiyetinde) Modernleşmeyi tanımlaya bilmek.
2-Bireyselleşme ve Modernleşme
3-Tüketim ve Modernleşme
4-İletişim araçları ve Modernleşme
5-iş hayatı ve Modernleşme

1-(Giriş Mahiyetinde) Modernleşmeyi Tanımlaya Bilmek;

Modernleşme, içinde bulunduğumuz ve yaşadığımız zaman dilimini ilgilendiren bir durumdur. Bizleri belirli bir yöne kanal ize eder ve yönlendirir. Bu yönlendiriş bireyselleşmeyi ön palana çıkar.Bireyselleşmenin insan hayatında işlev kazanmasıyla birlikte fakirlik, bencilleşme, sömürü, farklılaşma, köksüzleşme mesafeleşme ve akılcılaşmayı beraberinde getirir.

Modern toplum kültürel bir değişim içerisine girmektedir. Bu değişim süreciyle birlikte toplumun bireylerini oluştur biz insanlar, kendimizi yalnız hissetmemek, dışlanmamak ve toplumda kendimize bir yer edinmek adına şu veya bu şekilde modernitenin oluşturduğu bu sahte kültürün dünyasına, ayak uydurarak kendimizi adapte etmeye çalıştığımız bir gerçektir.

Modernitenin oluştur durduğu modern insan tiplemesini şu şekilde nitelendirmek doğru olacaktır sanırım; verimli ve etkin bir yapıya sahip olmasına rağmen, anlaşılması ve anlamlandırılması güç, başkaları tarafından yönlendirilebilen, kendine güveni olmayan ve bağımsızlığını kaybettirilmiş bin insan modeli.

Bir başka anlatımla modern ve çağdaş insan modeli; heyecanlı bir yaşam sürmek, yaşamında bir şeylere ulaşmak, kişisel olarak gelişmek, mümkün olduğunca hazza ulaşmak için, kodlamalarla yönlendirilmiş; fakat ruhsuzlaştırılan ve anlaşılması güç hale getirilen modern insan tipi kendi benliğinden uzaklaştırılarak içine kapanık bir hale getirilmiştir.

Modern yaptırımlar gereği bireyselleştirilerek içine kapalı hale getirilen insan, bu sayede yalnızlığa mahkum edilmiştir. Yalnızlaştırılan insan modeli; kendini ifade edemeyen, eksikliklerini saklamak zorunda kalan korkak kişiliklerin oluşmasına neden olmuştur.

  Sonuç olarak modernleşme kavramı yeni bir insan modeli ve tipi ortaya koymakta. Bu insan modeli daha fazla kazanmak adına dur durak bilmeyen, zenginleşmek adına kendini zorlayan, sonu gelmeyen bir tüketim alışkanlığı ve çılgınlığıyla hareket eden, duyarsız, acımasızlaştırılmış, merhamet duygusundan yoksun bırakılmış, hissetmeyen, akılcı, çıkarcı, ben merkezci, kendi çıkarları için yaşayan ve harcayan, köksüzleştirilerek kapitalist sistemin bir gereği olarak sürekli çalışmaya mahkum edilmiş bir insan tipi.

Özkan AYDIN

Bimarhane Paradoksları

Hangi sabaha uyandım? Hangi günleri yaşıyorum? Yaşıyor muyum? Yoksa yaşıyormuş gibi mi yapıyorum? Kaç hayatı yaşıyor kovalıyorum? Yoksa hayat mı beni kovalıyor? Bilmiyorum. Kalabalık insan güruhunun içerisinde yalnızım, fark edilmiyorum. Bir gölge gibiyim adeta, insanın sürekli yanında taşıdığı, fakat bir türlü fark edemediği  bir gölge gibi. Sokakları yürüyerek arşınladığım, yalnızlığımı paylaştığım kaldırımlarım var, onlarla dertleşebiliyorum sadece. Bu düşüncelerle yol alırken arkasından duyduğu sesle irkilip kendine geldi Fehime.

-Fehime! Fehime!
-Efendim Aslı.
-Napıyon çok dalgın yürüyorsun. Hiç buralarda değildin sanki aklın başka alemlerde gibi.
-Yok be ya Aslı dalmışım öyle yok bişey.
-Sen ne yapıyon Aslı.
-Ne yapıyım be ya her zamanki gibi  işe gidiyorum. Parada vermiyorlar ama ne yapcam boş durmaktan iyidir be Fehime.

Nerden çıktı bu Aslı şimdi. En gereksiz konuşmalarla uzayıp gidecekti bu diyalog, oysa yalnız kalabildiğime o kadarda sevinmiştim ki fakat Aslı’nın bitmek bilmeyen konuşmalarıyla  erken sevindiğimi idrak etmem hiçte zor olmamıştı. Aslıyı severim aslında  tanışmışlığımız senelere sakidir. Ya da acıma duygusu mu hakim benliğimde bilmiyorum. Sanırım sevmeyle acıma duygusu arasında kalan, kendimin de anlam veremediğim  bir duyguyla yaklaşıyorum Aslıya.

Aslıyla mecburi yürüyüşümüz devam ederken. Komşumuz Ahmet amcanın bahçe içerisinde, bakımsızlıktan ve yılların verdiği yorgunluktan olsa gerek, insana her an yıkılacak hissi veren tek katlı, ahşap, metruh evinin  önünden geçiyorduk ki; Aslı kolumdan çekiştirerek  her zaman anlattığı o hikayeyi anlatmaya başlıyı verdi.

Yıllar önceydi Fehime yıllar önce, çocuktuk çocukluğun verdiği cesaretle Ahmet amcanın bahçesine girmiştim ve keşke girmeseydim. Korkarak bahçesinde yürürken etrafıma bakınıyordum. Evinin penceresine yavaşça yaklaştım, ses çıkarmamaya çalışıyordum. Kafamı yavaşça yukarıya doğru uzatı verdim, evin ortasında insan suretinde bir ışık süzmesi vardı. Ve Ahmet amca bembeyaz bu ışık süzmesiyle  konuşuyordu.  Işık insanın gözlerini öyle bir alıyordu ki aşık olmamak elde değildi, ne kadar da güzel parlıyordu. Dalmış bir şekilde ne kadar  izlediğimi hatırlamıyorum ama içimde ki tek his ne konuştuklarını anlayabilmekti.

Işığın ve Ahmet amcanın seyrine dalmışken arkamdan bir ses duydum dönüp baktım kimse yoktu. Korkularım iyice artmıştı kimseye yakalanmadan çıkmalıyım düşüncesi hasıl olmuşken, tekrar bir çıtırtıyla irkili verdim. Arkamı döndüm bir sarmaşık ayaklarıma dolanıyor hemen kaçmaya çalıştım fakat sarmaşık bütün bedenimi sarmaya başlamıştı. Korkudan ölmek üzereydim çığlık atmaya başladım ama nafile kimse sesimi duymuyordu. Sesimi duyan Ahmet amca koşarak yanıma geldi, ne işin var senin burada demedi, sarmaşıklara eliyle çekilin gibisinden bir talimat verdi, bütün bedenimi saran sarmaşıklar bir anda çekilmeye başlamışlardı. Serbest kalır kalmaz kaçtım oradan, bir daha da ne Ahmet amcayı gördüm, ne de bahçesine girdim.

Aslı böyle biriydi  olmadık hikayeler uydurur ve kendisi de uydurduğu bu hikayelere sıkı sıkı bağlanır ve inanırdı. Anlattığı hikayelere inanmayan olursa küserdi. Ondan çokta arkadaşı yoktu bir ben vardım birde mahalleden birkaç kız daha. Aslının birkaç tahtasının eksik oluşunun nedenini hep çocukluğunda yaşadığı tramvaya bağlamışım dır. Çocuktum çocuktuk, her sabah Aslıyla okula gitmek için uzun bir yol sarf etmek zorunda kalmak bizi hiç yormazdı. Bir sabah okula gitmek için yine yola çıktığımızda iri kıyım adamlar Aslı’yı kaçırmışlardı. Avazım çıktığı kadar bağırmıştım ama kimse duyamamıştı diyemiyeceğim, herkes duymuştu, fakat buraları varoştu ve herkes korkaktı kimse karışmak istemiyor belaya bulaşmak istemiyorlardı. Bu kadar seneler geçti aradan hep düşünürüm beni neden kaçırmadıklarını.

İki gün sonra yaşadığımız yerin yakınında bir ormanda buldular Aslı’yı o zamanlar çocuk olduğumdan  anlayamadığım fakat şimdi çok iyi idrak edebildiğim bir bilgiye sahip olmuştum. Tecavüz. İnsan şehvetinin hayvanileştiği en son nokta.

Morg görevlisi gecenin karanlığında morgdan sesler duyduğunu söyleyerek doktoru çağırdı. Doktor alaycı bir tavırla cesetlerin içinde kala kala sende kafayı yedin haberin olsun demeye kalmadı, aynı tıkırtıları ve sesleri duyunca hemen içeri girdiler. Sesin geldiği yöne doğru yanaştılar kapağı açtılar, bu öğlen vakti öldü diye getirilen kızdı ve yaşıyordu.

Öldü diye yaslar tutulmaya başlanan evde ağlama seslerini polis sireninin sesi kesi vermişti. Arkadaşım yaşıyordu ölmemişti. Buna bir ben mi sevinmiştim? Anlam veremedim. Aileden hiç kimse yaşadığına sevinmemişti sanki. Bunların üstüne kaçırılmasının nedeni kendisiymiş gibi babasından öldüresiye dayak yemişti Aslı.

—————-*******—————

Doktorun adımları bütün koridorda duyuluyordu yavaş ağır adımlarla 1116 numaralı odanın kapısında durdu, küçük bir delikten içeriye deli gömleği giydirilmiş kıza baktı.  Yanındaki hasta bakıcıya döndü, hasta bakıcı doktorun bakışlarından hemen anlayıp kapıyı açı verdi. Ağır adımlarla kıza doğru yanaştı gözlerinin içine baktı hiçbir tepki yoktu. Hasta bakıcının elindeki dosyayı aldı şöyle bir göz attı. Hastanın adı Fehime idi on beş yıldır bu hastanedeydi zaman ve mekan kavramını yitirmişti kaçırılma sonucu büyük bir tramva geçirmişti ve kendini Aslı sanıyordu.